| |
Grup Hepsi Fan Sitesi - Fan kulüp - Panoları
Hepsi Haberleri, şarkı sözleri, cemre kemer, eren bakıcı, gülçin ergül, yasemin yürük ve hepsi bir 1 dizisi forumları
| Yazar |
Mesaj |
| < |
| freeb |
Tarih: Pazartesi, Eylül 1, 2008 21:37 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1703
Nerden: Düzce
|
Bölüm:22 / Hepsi Bir + İki
Kalp bir kriptekse benzer, zorlarsan kırılır...
Polis “Amirim alınmanızı emretti.” dedi. Serdar’a eğlence çıkmıştı. “Aaa vallahi çok alındım bak şimdi…” dedi. “Ben kendisini ziyaret edecektim zaten o önce davranmış. Eh hadi gidelim madem.” dedi. Mehmet arkasından çevrilen dolaplardan habersiz derin bir uykudan uyandı. Kalktığında ev bir hayli kalabalıklaşmıştı… Mehmet’in kalktığını gören Yasemin güleç bir yüzle ‘Uykucu çok uyudun artık kalk.’ dedi. Uyku sersemi olan Mehmet, Yasemin’in dediklerine pekte aldırış etmedi. Gözlerinden hala uyku akıyordu ama kalkması gerekiyordu çünkü Hakan’la ofiste buluşacaklardı… Uykulu uykulu gidip elini yüzünü yıkadı. Ardından derin bir sohbete dalmış olan kızların yanına gitti. Eren mutfaktan çıkarak ‘Hadi yemek hazır.’ dedi. Mehmet, Eren’e ve bütün kızlara cevap olarak ‘Kızlar bana müsaade gitmem gerek kendinize iyi bakın görüşürüz…’ dedi. Aslında kızlarla vakit geçirmek istiyordu ancak şu anda Hakan kızlardan daha önce geliyordu. Cipinin anahtarını Yasemin’den alarak hızlıca evden çıktı. Evdekilerin hiçbiri Mehmet’e bir anlam veremedi. Cemre şaşkın bir ifadeyle ‘Şu Mehmet’e akıl sır erdirmek çok güç…’ dedi. Kızlar sadece başlarını sallayarak Cemreye katıldıklarını ifade ettiler. Eren ‘Hadi yemek hazır bari biz yiyelim.’ dedi. Kızlar güzel bir yemeğin ardından güzel bir sohbete daldılar…
***
Mehmet geç kaldığını fark ederek gazı kökledi ve vakit geçirmeden ofise vardı. Kapının önünde Hakan onu bekliyordu. Mehmet klişe bir cümle kurdu ‘Beklettim mi’ dedi. Hakan ciddi bir edayla ‘Yok hayır.’ dedi. Mehmet yavaşça merdivenlerden çıkmaya başladı Hakanda aynı yavaşlılıkla onu takip etti… Ofise vardıklarında Mehmet, Serdar’a ait olan odanın ışıklarının yandığını fark etti. Kendi kendine ‘Yanıma uğrar birazdan.’ dedi. Hakan’ı karşısındaki koltuğa oturttu, Hakan’ı biraz daha tanımak istiyordu. “Ee anlat bakalım. Kimsin? Nesin? Ailen ne iş yapar” diye sordu. Hakan “Bir ailem yok” dedi. Mehmet “Kaderlerimiz ortak” diye düşündü. Hakan devam etti. “Annemi hiç tanımadım. Beni doğururken öldüğünü söyledi babam. Babamı da 14 yaşıma kadar sıradan bir esnaf sanıyordum meğer istihbaratçıymış bir gece ortadan kayboldu bir daha geri dönmedi. Ama öldüğünü hiç sanmıyorum. Son gece benimle sanki olacakları biliyormuş gibi vedalaşmıştı. Kesin estetik operasyonla, yüzünü, kimliğini değiştirip göreve göndermişlerdir.” dedi. Hakan bunları o kadar umursamaz o kadar sıradan bir dille anlatıyordu ki Mehmet Hakan’ın soğukkanlılığından çok etkilenmişti. Hakan’ın rahatlığını görünce “Bu ülkede estetik operasyonlara Ajda Pekkan bakıyor” dedi. “İstersen yarın bir arayıp sorayım Ajda’ya… Bakalım babanın kaybolduğu tarihlerde operasyona giren cerrah varmıymış.” Hakan güldü “Abi görev için yüzü değiştirilen adamın cerrahını sağ bırakırlar mı?” Mehmet Hakan’ı ağzı açık dinliyordu. Tam bir profesyonel gibi konuşuyor, gündemde ki meseleleri değil o meselelerin ardından gerçekleşecek olayları tartışıyordu. Mehmet’in yapacağı son bir test kalmıştı. Hakan bu testten de başarıyla geçerse Mehmet ona bildiği her şeyi anlatacaktı. “Şimdi sana söyleyeceğim şey çok gizli. Bu bilgiyi edinebilmek için binlerce dolar verebilecek magazin kuruluşları var. Seni üzecek bir bilgi. Duymak ister misin?” dedi. Hakan omuzlarını silkti “Korkunun ecele faydası yok” dedi. Mehmet çekmecesinden silahını çıkarttı. Özellikle Hakan’ın önüne koydu. Arkasına yaslandı. Kendine olabildiğince küstah bir hava vermeye çalışarak “Yasemin’le evleniyorum” dedi. Sonra bir an silahı Hakan’ın önüne koyduğuna pişman oldu. Sanki Hakan her an çekip kendisini vuracakmış gibi hissediyordu. Ama Hakan hiçbir şey yapmadı. Hatta yüzünde ki ifade değişmemişti bile. Gülümseyerek “Mutluluklar abi” dedi. Mehmet şaşkınlıkla “Üzülmedin mi?” dedi. Hakan koltuğundan doğrularak “Estağfurullah” dedi. Mehmet kuşkuyla “Senin Yasemin’e aşık olduğunu sanıyordum” dedi. Her ne kadar Hakan’ı deniyor olsa da onun durumu bu kadar sakinlikle karşılamasına epey şaşırmıştı. Bu soru üzerine Hakan’ın gözleri daldı. Durgunlaştı ve “Bu sabaha kadar bende öyle sanıyordum abi” dedi. Sonra koltuğundan kalktı. Ceketinin önünü ilikledi. Utanarak “Abi ben artık kalkayım malum saat geç oldu. Var mı bir isteğin” dedi. Mehmet hala şaşkınlığı üzerinden atamamıştı “Canının sağlığı” dedi şaşkın bir sesle. Hakan tam kapıyı açtığında döndü. “Abi sormazsam kafayı yiyeceğim kusuruma bakma. Neden ben?” Mehmet doğruldu. Hakan’ın bu soruyu sormasını bekliyordu sanki. “Ben işim gereği çok insan tanıdım, çok insan gördüm. Çok dostlar, çok sırdaşlar edindim. Ama hepsinde bir yerden sonra belli bir konuya karşı zafiyet gördüm. Bu zafiyeti bu güne kadar yalnız iki kişide görmedim. Biri Serdar diğeri sensin. İşte bu yüzden sen…” dedi. Hakan’ın kafası karışmıştı. Mehmet’in söylediklerini çözmeye çalışıyordu. O ne yapmıştı ne söylemişti ki Mehmet böyle bir karara varmıştı. Sadece “Sağol abi” dedi çıktı. Hakanın gitmesinden sonra Mehmet bir an oturdu düşündü. Hakan’ın yerinde olmayı ne kadar çok isterdi, aşık olduğunu sanmayı… Sonra ayağa kalktı. Odanın köşesinde ki dolaba doğru yürüdü. Dolabı açtı, içinde ki büyük kasanın anahtarını çıkarıp kasayı açtı. Kasanın içinden şifreli daha ufak bir başka kasa vardı. O kasayı aldı masanın üzerine koydu. Oturdu şifresini girdi. Kasayı açtığında onun içinde de bir kripteks çıkmıştı. Kripteksi eline aldı. Dikkatle şifresini girdi. Kripteksler yazılı belgeleri saklamak için dünyanın en güvenli kutularıydı. Hiçbir teknolojik sistem, bu 1000’li yıllarda icat edilen eski moda mekanik kutulardan daha güvenilir olamazdı. İçlerinde çok ince cam bir şişenin içinde asit bulunurdu. Ve eğer kripteksin şifresi yanlış girilir, zorlanarak açılmaya çalışır, bir yere çarpılır, vurulur, bir yerine her hangi bir şekilde delik açılmaya çalışılır, kısacası her hangi bir şekilde fiziksel basınca maruz kalırsa mekanizma harekete geçer cam şişe kırılır ve asit, kağıtları 2 saniye içinde tamamen eritirdi. Kripteksin şifresini girdikten sonra kapağını açtı. Dosya kripteksin içinde kıvrılmış bir şekilde duruyordu. Dosyayı aldı. Y harfini açtı. Yasemin Yürük yazılı sayfanın üzerine geldi. Birkaç maddeyi zaten daha önceden biliyordu. Ama 4. maddeyi bir türlü kabullenemiyordu. Tekrar tekrar okudu. Sanki yanlış okuyor olabilme olasılığını değerlendiriyordu. Kelimeler ve 4. maddenin altında ki fotoğraf beynine kazınmıştı. En sonunda gerçeğin fotoğrafına bakmaya daha fazla dayanamadı. “Popülarite denilen şeye lanet olsun” diyerek dosyayı kapadı. Tekrar kripteksin içine yerleştirdi. Tek tek kasaları iç içe koyup kitledi. Ve dolabı kapadı. Bildiklerinin verdiği acı zaten ona yetiyordu. Bir an Hakan’a hiçbir şeyden bahsetmemeyi düşündü. “Cehalet mutluluktur” dedi kendi kendine Serdar’ın odasına yönelirken. Odaya girdiğinde Serdar’ın odada olmadığını fark etti. Masasına doğru yöneldi ve masada bir not gördü. Sadece “Emniyetteyim” yazıyordu. Mehmet, Serdar emniyetteyken asla emniyette olamaz diye düşündü. Notu okur okumaz emniyet müdürlüğüne doğru yol almaya başladı. Mehmet gibi bir avukatın sıradan bir karakola teşrifi olay haline gelmişti. Fazla uğraşmasına gerek kalmadı. Bir çay içip komiserle konuştuktan sonra Serdar’ı da alarak ofise geçti. Serdar yol boyunca konuşmamıştı, yatmadan önce Mehmet e dönerek soğuk bir ifadeyle “Şey… Sağol” dedi. Mehmet ise buz gibi bir sesle “Eyvallah, önemli değil” demekle yetindi sadece. Serdar ofisine çekilince Mehmet’te gizlice ilaçlarını içerek uykuya koyuldu…
***
Korkut ve Mert ekildiklerine çok sinirlenmişlerdi. Ama Serdar’a olanlardan haberleri bile yoktu… Sabah kızlar Eren’in güzel kahvaltısıyla kahvaltı ettiler. Öğlen saatlerinde herkes kızların evinde toplandı. Mert ve Korkut sinirli bir biçimde nasıl ekildiklerini anlattılar kızlar ise onları pür dikkat dinlediler. Cemre atılarak “Ama bizim o dosyayı ne yapıp ne edip çalmamız lazım” dedi. Eren’in çılgınlığı tutmuştu. İzlediği bir soygun filmi aklına geldi. Grubun film açısından vizyonu en geniş üyesi oydu sonuçta. “Vaoooov” diye bağırdı. “Ocean’s Eleven gibi.” Sonra gözleri uzaklara daldı. Adı “Eren’s Eight olsun” dedi kendi kendine. Filmin fragmanını hayal etmeye başladı. Filmde Andy Garcia’nın oynadığı rol yerine kendini koymuş düşünürken boş duvara bakarak sırıtıyordu. Gülçin Eren’in bu halini görünce kızlara dönerek “Eren aramızdan ayrıldı. Yükselip uzaylı arkadaşlarının yanına ulaştı kızlar.” dedi. Plan yaparlarken Barış ve Emre’nin ortak görüşü Serdar’ın asla kendilerine yardımcı olmayacağıydı. Kızlar bu ihtimali hiç hesaba katmamışlardı. Serdar her ne kadar Mehmet’le kavgalı da olsa Mehmet’e ihanet etmezdi. Soygun işini kendi başlarına halletmeleri gerekiyordu. Eren’in bu hayal gücü ve filmden aldığı feyz plan yaparken onların çok işine yaramıştı. O gece girip soygunu gerçekleştireceklerdi. Plan’ı tekrar gözden geçirdiler. Cemre not tuttuğu defteri karıştırarak anlatmaya başladı. “Şimdi… 20:00’da ofisi boşaltmak için Yasemin Mehmet’i arayarak onu baş başa bir yemeğe davet edecek. Mehmet bu oltayı illaki yutacaktır. Serdar’ı halletme işi ise Eren’in… Mehmet buradayken Eren Serdar’ı arayacak ve Mehmet’in fenalaştığını söyleyecek. Tabi Eren adres olarak Gülçin’in kullanmadığı evinin adresini verecek. Serdar oraya geldiğinde orada bir tek Eren olacak. Serdar’a geç kaldığını Mehmet’i hastaneye götürdüğümüzü falan söyleyecek… Tam 20:15’de Emre sekreter kızı oyalarken Korkut ve Barış gizlice yukarı, ofise çıkacaklar. Dosyayı alıp kaçacaklar. Her şey tamam mı?” dedi. Eren heyecanla “Bütün bu yaptıklarımızı kameraya çekelim mi?” diye sordu. Mert gözlerini devirdi “Çekelim” dedi. “Hatta DVD’ye bastırıp Mehmet’e gönderelim. Sonra Mehmet’in bize yapacaklarını da çekim hataları olarak koyarız.” Yasemin saate baktı 5’e geliyordu. Korkut ve Barış “Biz ofisin yakınlarında takılalım” diyerek çıktılar. Eren’de Gülçin’in evini derleyip toparlayabilmek ve yaşanan bir ev görünümü verebilmek için erkenden eve gitti. Her şey hazırdı. Saat 7:30’da Yasemin telefonu eline aldı. Çevirdi…
***
Mehmet’in telefonu çaldı. Arayan Yasemin’di ve baş başa bir yemek yemek istiyordu. Mehmet şaşırmakla birlikte hemen teklifi kabul etti. Saat 8’de kızların evinde olacaktı. Saatine baktı zaten 7:30’du. Ancak yetişirim dedi ve hemen çıktı…
Yasemin kapı zilini duyar duymaz Eren’i aradı. Eren’e “Mehmet geldi, Serdar’ı arayabilirsin” dedi telefonu kapadı ve kapıyı açtı. Mehmet içeri girince gördüğü manzaraya inanamadı. Mum ışığıyla süslenmiş mükemmel bir masa onu bekliyordu. O an hiçbir şeyden şüphe etmek aklına gelmedi…
Eren Yasemin’in telefonu üzerine Serdar’ın numarasını çevirdi… Sesine olabildiğince telaşlı bir ton yükleyerek “Mehmet’e bir şey oldu. Yine burnu kanamaya başladı ve galiba kriz geçiriyor. Hemen buraya gel. Ama evde değiliz.” Eren adresi verip telefonu kapadıktan sonra mutfağa geçti. Buzdolabını açtı. Tamamen boştu. Umarım Serdar mutfağın halini görmez diye düşündü. O sırada salondan tıkırtılar geldiğini duydu. “Yok artık. Tamam ev kullanılmıyor falan ama fare de yoktur herhalde” diyerek salona geçtiği sırada arkasından bir el ağzını kapadı…
Serdar hızla arabaya koştu. Adres fazla uzak değildi. Eve vardığında kapının açık olduğunu gördü. İçeri girdi. Işıklar kapalıydı. Cebinde ki ufak el fenerini çıkarıp yaktı. “Ne oluyor” demeye kalmadan Eren’in bir sandalyeye ellerinin ve ağzının bağlı oturduğunu gördü. Tam Eren’e doğru koşarken Eren’in arkasından ikinci bir karaltı çıktı. Bir silah sesi duyuldu Serdar vurulmuştu. Ama yıkılmamıştı. Belinden silahını çıkarmaya çalışırken silah ikinci kez patladı. Ardından silahı tutan kişi durmadı 3 el daha ateş etti. Serdar yere yığılmıştı. Karaltı yere eğilerek Serdar’ın cebinden telefonunu çıkardı. Rehber’den Mehmet ismini buldu. Aradı. Mehmet telefonu açtı. Karaltı “Gel de sarışın kızın evinden ortağının cesedini al” dedi. Telefonu kapadı. Serdar’ın yerde yatan bedeninin üstüne attı. Çıkıp gitti…
Mehmet elinde telefon kalakaldı. Beyni hiç olmadığı kadar hızlı işliyordu. Yasemin’e dönüp “Gülçin’in evi nerede?” diye sordu. Yasemin Mehmet’in tamamen boş bakışlarından ve şok ifadesinden ciddi bir şeyler olduğunu anlamıştı. Adresi verdi. Mehmet hemen aşağıya koştu. Merdivenlerden inerken Yasemin arkasından “Neler oluyor” diye bağırdı ama Mehmet cevap vermedi bile. Arabasına atladı. Sokakların arasından geçti. Bir sokağa girdiğinde çöp kamyonunun sokağı kapadığını gördü. Çöpçüler çöpleri topluyorlardı. Mehmet hiddetle direksiyonu yumrukladı. “Sırası mı lan şimdi çöpün… Bir evde ne pislikler dönüyor siz dışarıdakilerin derdine düşmüşsünüz” diye bağırdı. Geri vitese takarak sokaktan çıktı. Yan sokaktan dolaşarak evi buldu. Tek katlı sarı bir binaydı. Kapısı açıktı. Tam girişe yaklaşmıştı ki “Bilmediğin yere kapıdan girmeyeceksin” dedi. Cama yöneldi. Yerden bir taş alıp cama fırlattı. İçeri girdi. Evin bu sefer bütün ışıkları yanıyordu. Salona girdiğinde yerde kanlar içinde yatan Serdar’ı ve sandalyede hala bağlı çırpınan Eren’i gördü. Önce koştu cebinden çıkardığı ufak bir çakıyla Eren’i çözdü. Daha ne olduğunu bile sormadan Eren’e “Havlu, çarşaf ne bulursan getir” dedi. Eren hemen banyoya koştu. Mehmet Serdar’ın ceketini ve gömleğini araladı. Yaralarını inceledi “Ne oldu sana Serdar” diye mırıldandı. Eren bir sürü havlu bulmuştu. Mehmet havluları Serdar’ın yaralarına bastırırken Eren’e de “Git arabayı çalıştır, kapıya yaklaştır” dedi. Ama Eren yerinden kıpırdayamamıştı. Ağlayan gözlerle Serdar’a bakıyordu. Mehmet Eren’in bu halini görünce sinirlendi “Bir de seninle mi uğraşacağım Eren” diye bağırdı. Mehmet’in sesiyle Eren kendine geldi. Hemen dışarı koştu. Mehmet Serdar’ı belinden kavrayarak tek hamlede kaldırdı. Serdar’a sarılarak onu dik bir şekilde sürükleye sürükleye evden çıkardı. Eren arabayı hemen kapının önüne getirmiş arka kapıyı açmıştı. Mehmet Serdar’ı arka koltuğa yatırırken Eren’e “Senin kontrolünde” dedi. “Yan duracak tamam mı?” Eren “Niye” diye sordu. “Dili geriye kaçmasın diye” dedi Mehmet. Hemen direksiyona geçti. Bir eliyle direksiyonu yönlendirirken bir eliyle de cep telefonunu çıkardı. Hakan’ı aradı. “Neredesin Hakan” diye sordu. Taksimdeydi. Mehmet “Hemen Taksim İlkyardım Hastanesi’ni hazırla 15 dakikaya oradayız” dedi telefonu kapadı. Aynadan Serdar’ı izliyordu. Yüzü bembeyaz olmuştu. Bacakları Eren’in bacaklarının üstündeydi. Böylece tansiyonu yükseliyordu. Eren tamamen korkmuş ağlıyordu. Serdar’ı kurtarmak için Mehmet’in dediklerini harfiyen yapıyordu. “Bacakları buz kesti” dedi Mehmet’e korkuyla. Mehmet aynadan bir Serdar’a bir Eren’e baktı. “Bir şey olmaz” dedi. “O soğukluk sayesinde yaşıyor.” Eren Serdar’a bakamıyordu bile. Her şey bizim yüzümüzden diye düşündü. Serdar ölürse tüm sorumlusu kendileriydi. Mehmet’e “Yaşayacak mı?” diye sordu. Mehmet cevap vermek yerine “Nasıl oldu anlat” dedi. Eren anlatmaya başladı “Oturuyordum. Şarap almıştım, film izleyip onu yudumluyordum. Karnım acıktı bir şeyler yiyeyim dedim. Bir tıkırtı duydum, kapıya doğru gittiğimde ağzımı bir el tutup kapattı. Çok korktum. Sonra beni bağladılar. Ağzımı bantladılar. Üzeyir Abi dedikleri “Seninle işimiz yok. Korkma” dedi. Onlar geldikten bir süre sonra da Serdar geldi.” Mehmet Üzeyir adını duyar duymaz öfkeyle gözlerini kapadı. Direksiyonu yumruklamaya başladı. Sonra kendini sakinleştirmeye çalıştı. Eren’e “Orası kimin evi?” diye sordu. Eren “Gülçin’in… Gülçin’in emlakçı babası, zamanında albümden kazandığı parayla yatırım olsun diye bu evi aldırmıştı ona” Mehmet’in sabrı taşıyordu. “Sen niye oradaydın, Serdar niye oraya geldi?” Eren Mehmet’in hiddetlenmesinden iyice korkmuştu. Gerçeği söylemek ile söylemek arasında gitti geldi. Sonra tekrar Serdar’a baktı. Her şey kendileri yüzündendi. Bütün her şeyi Mehmet’e anlattı. Mehmet Eren’i dinledikçe gözlerinden ateşler fışkırıyor gazı daha da köklüyordu. “İşte böyle” dedi Eren ağlayarak. “Geldiğinde arkama saklandı. Serdar geldiğinde de arka arkaya sıktı.” Mehmet sürekli aynadan Serdar’a bakıyordu. Vites değiştirirken Serdar’ın kolunun ön koltuğa doğru uzanmış olduğunu gördü. Bir eliyle elini tutarak “Biraz daha dayan Serdar’ım… Biraz daha…” dedi. Eren o sırada kesik kesik “Mehmet… Yavaşla… Kusacağım…” diye haykırdı. Mehmet “Hastaneye kadar sık dişini. Orada ne yapacaksan yaparsın” dedi boş yolda gazı biraz daha kökledi. Taksim’e girdiğinde telefonla Hakan’ı aradı. Hakan telefonu açar açmaz “Abi her şey hazır. Bütün hocalar buraya geliyor. Hastaneyi kapattırdık acil hasta dışında hasta kabul edilmeyecek. Başhekim yanımda ona veriyorum telefonu” dedi. Başhekim telefonu alıp “Alo” der demez Mehmet durumu anlatmaya başladı. Yola bakmıyor sadece aynadan Serdar’ın yaralarını inceliyordu. “Vücuda isabet eden beş kurşun var. Biri sol dördüncü kaburgadan girmiş.” dedi. Başhekim hemen “Kalbe mi gelmiş” diye sordu. Mehmet “Zannetmiyorum… Beşinci kaburgaya daha yakın” dedi. Diğer yaraları anlatmaya başladı. “Biri sağ yedinci kaburgadan girmiş. Biri tam midenin üzerinde. Biri sol sekizinci kaburganın üzerinde.” Mehmet son yarayı görünce bir an durakladı. Aynadan dikkatle baktı. Yüzünü acıyla burktu. Acıyan bir sesle “Sonuncusu da ondan üç parmak aşağıda” dedi. Başhekim bir eliyle not alıyordu. Notlarını inceleyerek “Siyanotik bir görünüm var mı?” diye sordu. Mehmet “Hayır… Tahmin ediyorum ki yarım saat kadar olmuş. Tampon yaptım, tansiyonunu yükseltmeye çalışıyorum” Başhekim “Yerini bildir ambulans gönderelim” deyince Mehmet “Zaman kaybı olur zaten beş dakikaya oradayız” dedi telefonu kapadı. Başhekim asistanına dönüp “Göğüs-Kalp-Damar Cerrahına, Üroloğa ve Genel Cerraha haber ver. Anestezi hazırlıklarını tamamlasınlar” daha sonra Hakan’a dönerek “Doktor Bey’den gerekli malumatı aldık. Beş dakikaya kadar burada olacaklarmış” dedi. Hakan şaşkınlıkla “Abi doktor mu bulmuş?” diye sordu. Başhekim omuzlarını silkerek “Herhalde” dedi. Hakan hemen dışarı koştu. Hastanenin bahçesinde ki arkadaşlarını etrafına topladı. 15 kişi vardı. “Hastanenin etrafını sarın. Kuş uçmayacak. Birazdan abi gelecek. Önde araba falan varsa kaldırın.” dedi. Mehmet o sırada hastaneye iyice yaklaşmıştı. Eren Serdar’ın gömleğini yırtmış havluyla göğsünün üzerinde ki kanları emdiriyor. Serdar’ı hayatta tutmaya çalışıyordu. O sırada Serdar’ın dudaklarının kıpırdadığını gördü. Mehmet’e “Sanki bir şey diyor” diye haykırdı. Mehmet aynadan Serdar’a baktı. Mehmet’in bile gözleri dolmuştu. “Efendim kardeşim benim… Söyle... Valla hastaneye geldik billa geldik.” dedi. Eren Serdar’a iyice yaklaştı. Serdar bir şeyler söylüyordu. Eren “Duyamıyorum ki” dedi. Mehmet, “Ben duyuyorum” diye bağırdı. “Diyor ki: Bu nasıl araba kullanmak, ben şimdi Bursa’ya varmıştım, beni hiç mi sevmiyorsun diyor. Halbuki can kardeşi onu sevdiklerinden, yakınlarından, İstanbul’undan hiç ayırır mı.” dedi. Serdar’ın elini daha bir güçlü sıktı. Serdar zar zor çıkan bir sesle “Kardeşim” dedi. Eren ilk kez gülümseyerek “Kardeşim dedi” diye bağırdı. Tam o sırada hastanenin bahçesinden içeri girdiler. Doktorlar getirdikleri sedyeye Serdar’ı yatırarak ameliyathaneye yetiştirdiler. Hakan Mehmet’e “Abi her şey hazır. Kurtulacak inşallah” dedi. Mehmet bir an kendini toparladı. Etrafında ki insanlara baktı. Hakan’a döndü “Bunlar kim?” dedi. Hakan “Hepsi eş dost akraba abi. Zor günümüzde yardımcı oluyorlar sağ olsunlar.” Mehmet “Neden buradalar” diye sordu. “Tedbir için. Ne olur ne olmaz abi.” dedi. Mehmet kaşlarını çattı. “Mafya mıyız biz Hakan. Yolla gitsin hepsini” dedi. Sonra bir anda vazgeçti “Ya da dur kalsınlar… Kan lazım olacaktır, onlardan tedarik ederiz. Hem sonra gazeteciler polisler gelecektir. Gazetecileri hiçbir şekilde hastanenin yakınında bile görmek istemiyorum. Ama polislere zorluk çıkarmaya kalkmayın sakın, bırakın işlerini yapsınlar” Sonra bir kendisine bir Eren’e baktı. “Bir de ikimize de temiz üst baş ayarlayın” dedi. Hakan hemen adamları komuta etmek için dışarı çıktı. Eren bir koltuğa çökmüş ağlıyordu Mehmet yanına oturdu. “Kızların haberi var mı?” diye sordu. Eren “Aradım geliyorlar.” dedi…
Ameliyathane’de ameliyat başladıktan 20 dakika sonra kurşunlardan ikisini doktorlar çıkarmıştı. 4 cerrah 6 hemşire Serdar’ı yaşatmak için uğraşıyorlardı. “Tansiyon 90’a 50 Nabız 67” dedi. Başhekim “Köksal böbreğin durumu ne?” diye sordu. Köksal adında ki doktor “Hocam iyi, damara gelmemiş, sadece böbreküstü bezlerini parçalamış” dedi. O arada diğer doktor “Ünsal Hocam karaciğeri kenardan parçalamış, damar koparmamış” dedi. Ünsal Doktor “Benim ki fena” diye söylendi. “Mide fundusunu delmiş geçmiş. Mezenterik arterler kanıyor. Bir elin atın biriniz. Bu kadar kan kaybıyla iyi direnmiş” dedi. Hemşire o sırada “85’e 45 tansiyon, 63’te nabız” dedi. Tansiyonu da nabzı da git gide düşüyordu Serdar’ın. Başhekim “Hemşire hanım kaç ünite kan gitti” diye sordu. Hemşire “5. takılı” dedi. Başhekim ofladı. “1 ünite Adrenalin Atrofin yap” dedi. Köksal Doktor sinirli bir şekilde “Kurşunu bulamıyorum” diyordu. Başhekim “Kurşunu değil de kurşunu atanı bulmak lazım” dedi. “Adamı eleğe çevirmişler. Ulan almış herkes eline bir silah. O ona sıkıyor öteki berikine sıkıyor. İşin çivisi çıktı. Sen ne diyorsun Köksal Hocam” dedi. Köksal Doktor çıkardığı kurşunu göstererek “2-0 diyorum hocam” dedi. O sırada hemşire “Tansiyon, nabız alamıyorum” diye bağırdı. Başhekim “Arterden al kızım her şeyi biz mi söyleyeceğiz” dedi. Hemşire “Hocam oradan da alamıyorum” dedi. Başhekim hemen boştaki hemşireye dönerek “Kardiyaloğa haber ver” dedi. Serdar’ın kalbi durmuştu… Başhekim “Ölmeyecek ulan” dedi. Parmaklarını açık olan kalbinin üzerine koydu. “Kalbi durdu…Açık kalp masajı yapıyorum…”
Copyright 2008
Freeb® & Mayko®
Tüm hakları saklıdır. |
|
|
|
|
| cemrealbina |
Tarih: Pazartesi, Eylül 1, 2008 21:42 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 1140
Nerden: Ankara
|
hepsini okuyamadım ama muhteşem olmuş.ellerinize sağlık.  |
|
|
|
|
| ozie1993 |
Tarih: Pazartesi, Eylül 1, 2008 22:08 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1239
Nerden: İzmir
|
Bitiremedim,yarısında kaldım yarın devam edeceğim çok güzel olmuş özgür,serdar,mayko.  |
|
|
|
|
| cemreandyakkin |
Tarih: Pazartesi, Eylül 1, 2008 23:46 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 906
Nerden: Kütahya
|
| Elinize sağlık çok güel olmuş |
|
|
|
|
| ERENCIKIZ |
Tarih: Salı, Eylül 2, 2008 11:30 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
|
Misafir
|
|
|
|
| efsanekral696 |
Tarih: Salı, Eylül 2, 2008 14:50 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1810
Nerden: Sivas
|
Vay be! Mehmet, kıza bile evlenme teklifi ettirmişsin. Tebrik ediyorum yani.  |
|
|
|
|
| hepsicicrazy |
Tarih: Salı, Eylül 2, 2008 15:32 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 489
Nerden: İstanbul
|
|
|
|
| mayko |
Tarih: Salı, Eylül 2, 2008 20:24 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1794
Nerden: Bursa
|
Yok canım öyle bir şey Hakan'a zarf attı Mehmet o bölümde o kadar  |
|
|
|
|
| nazrinhepsi |
Tarih: Çarşamba, Eylül 3, 2008 09:29 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 1184
Nerden: Yurt Dışı
|
elinize sağlık çok güzel olmuş  |
|
|
|
|
| cemreandhazal |
Tarih: Çarşamba, Eylül 3, 2008 16:00 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 2514
Nerden: Ankara
|
Süper olmuş hepsini üst üste okudum.
Çok sürükleyici olmuş..
Ellerinize sağlık..  |
|
|
|
|
| mayko |
Tarih: Çarşamba, Eylül 3, 2008 17:18 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1794
Nerden: Bursa
|
Arkadaşlar inanın böyle okuduğunuzu ve bölümler hakkında yorumlar yaptığınızı görünce ne kadar mutlu oluyoruz anlatamam. Hele böyle detaylı eleştiriler yapan üyeler görünce mutluluk denizinde nefessiz kalıyoruz ( Ne dedim ben ya ) |
|
|
|
|
| esmerperim |
Tarih: Çarşamba, Eylül 3, 2008 19:38 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 724
Nerden: Kütahya
|
ya kusura bakmayın emin güzeldir ama ben yarın okuyacağım  |
|
|
|
|
| berkanyoshy |
Tarih: Perşembe, Eylül 4, 2008 10:47 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1985
Nerden: İstanbul
|
Bayağı akıcı olmuş çocuklar.. Tebrikler, tebrikler!  |
|
|
|
|
| ilkaycemre21 |
Tarih: Cuma, Eylül 5, 2008 13:19 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 1599
Nerden: Ankara
|
Süper ya!!
Hep böyle devam edin!!
Diğer bölümde nolacak çok merak ediyorumm  |
|
|
|
|
| devrem |
Tarih: Cuma, Eylül 5, 2008 13:32 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Görevli

Mesajlar: 3031
|
Çok teşekkürler arkadaşlar. Yorumlarınız, eleştirileriniz ve değerlendirmeleriniz bizi çok mutlu ediyor... Bizde, ilginiz sürdükçe kurguyla birleşmiş gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz. Hepinize teşekkür ederiz.  |
|
|
|
|
|
|
Tüm zamanlar GMT +2 Saat
Google Arama - Gruphepsi.Org Arama Motoru
Pano yazılımı: phpBB
//
Tema: Mike Lothar
Hepsi grubu sitesi düzenlemeleri: Murat Esgin
Url optimizasyonları: phpBB SEO
|
|