| |
Grup Hepsi Fan Sitesi - Fan kulüp - Panoları
Hepsi Haberleri, şarkı sözleri, cemre kemer, eren bakıcı, gülçin ergül, yasemin yürük ve hepsi bir 1 dizisi forumları
| Yazar |
Mesaj |
| < |
| XSelynckX |
Tarih: Cuma, Ağustos 15, 2008 15:24 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 1219
Nerden: Aydın
|
| Bazen okuyorum canım ama şimdi çok güzel olmuş desem yalan olucak çünkü okumadım bende gerçeği söylemek istedim |
|
|
|
|
| ozie1993 |
Tarih: Cuma, Ağustos 15, 2008 16:48 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1239
Nerden: İzmir
|
| Bana da bazen zor geliyor okumak ama arkadaşlarımız o kadar emek harcamışlar hep okuyorum.Eline sağlık tekrar. |
|
|
|
|
| ASIMELEKKK |
Tarih: Pazartesi, Ağustos 18, 2008 13:45 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 412
Nerden: İstanbul
|
| süper fikir hem bizede kolaylık oldu teşekkürler |
|
|
|
|
| ilkaycemre21 |
Tarih: Salı, Ağustos 26, 2008 13:52 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 1599
Nerden: Ankara
|
Gene bomba gibi.  |
|
|
|
|
| mayko |
Tarih: Çarşamba, Ağustos 27, 2008 14:46 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1794
Nerden: Bursa
|
Bölüm:21 / Hepsi Bir + İki
Dikkat: Türkiye gerçeklerinden ve Grup Hepsi'nin çevresinde geçen bazı olaylardan bahsedilen bu bölümde anlatılan olayların tamamı hayal ürünü değildir
Serdar zarfı alıp cebine koydu “Kimseye bundan bahsetmeyeceksiniz. Hiç kimseye, Bu zarf üçümüzün arasında kalacak tamam mı?” dedi. Mert “Mehmet’te mi bilmeyecek?” diye sordu. Serdar içini çekti “En başta Mehmet bilmeyecek” dedi arkasını döndü kapıyı çarptı çıktı. Mert ve Korkut birbirlerine şaşkın şaşkın bakmaktan başka bir şey yapamadılar. Serdar yol boyunca zarfı tekrar tekrar okudu. Üsküdar’a gelince durdu. Salacakta yürümeye başladı. Yazanları kelimesi kelimesine ezberlediğine emin olunca da çakmağını çıkardı kağıdı yaktı küllerini denize savurdu. Yürüyerek düşünmeye başladı. Mehmet’in yazılanlardan haberi olmamalıydı. Bir an kafasını kaldırdığına en sevdiği bankta bir çiftin oturduğunu gördü. Canı sıkılmıştı. Şu anda o banka herşeyden çok ihtiyacı vardı. Çiftin yanına yaklaştı. “Bakar mısınız” dedi. Genç erkek arkasını döndü “Efendim” dedi. Serdar “Üşümediniz mi burada” diye sordu. Genç şaşırmıştı. Kız arkadaşını arkasına alarak “Sana ne be adam. Sen kimsin?” dedi. Serdar gülümsedi “Gelsene seninle biraz konuşalım” diye genci bankın biraz ilerisine çağırdı. Kız sevgilisini bırakmak istemiyordu ama çocuk “Ne yapacak öldürecek mi?” deyip kendini kızdan kurtardı. Serdar’a döndü. “Ne var” dedi. Serdar cebinden biraz para çıkardı. Hiç saymadan çocuğun eline sıkıştırdı. “Siz üşüdünüz…” dedi. “Git sevgilinle baş başa güzel sıcak bir yerde roman bir yemek ye o bankıda bana bırak” dedi. Çocuk çok şaşırmıştı bir elinde ki paraya bir Serdar’a baktı. “Madem bu kadar paran var bu kötü bankı ne yapacaksın” diye sordu şaşkınlıkla. Serdar kız kulesine doğru baktı “Birazcık huzur…” dedi. Çocuk önce gitse mi kalsa mı bilemedi. Sonra sevgilisine doğru yürüdü kulağına bir şeyler fısıldadı kalktılar. Serdar hemen boşalan banka oturdu. Arkasına yaslandı gözlerini kapadı. Kendi kendine “Bu ülkede birini koltuğundan etmek ne kadar kolay, ne kadar ucuz…” diye mırıldandı…
*****
Mehmet ofisinde kızlarla muhabbet ederken masa telefonu çaldı. Gülçin’in desteğiyle ayağa kalkıp telefona doğru yürüdü. Açtı. Sekreter “Üzeyir Sarih geldi efendim sizinle görüşmek istiyor” dedi. Mehmet düşündü. Üzeyir Sarih’le ne işi olabilirdi. “Al içeri” dedi. Kızlara döndü. “Bardaklarınızı alın Serdar’ın odasına geçin. Burada olduğunuzu belli etmeyin. Ben size çıkın demeden de çıkmayın.” Kızlar içeri girdikten birkaç saniye sonra da kapı hiç tıklatılmadan açıldı. İçeri Üzeyir Sarih girdi. Baştan aşağı siyah bir takım elbise üzerine parlak yeşil bir kravat takmıştı. Seyrek saçları geriye doğru taranmıştı, 55 yaşlarında bir adamdı. Mehmet koltuğundan kalkıp adamın elini sıktı “Hoşgeldiniz, buyrun” dedi. Masanın karşısında ki tekli koltuğa oturttu. Kendisi de masanın başına geçti. “Nasıl yardımcı olabilirim” diye sordu. Üzeyir Sarih etrafını inceledi. “Güzel ofis” dedi. “Beklentimin üstünde.” Mehmet’in canı sıkılmıştı. Zaten davetsiz misafirleri hiç sevmezdi. “Buraya ofisim için mi geldiniz” diye sordu. Sarih başını salladı. Mehmet’e baktı. “Buraya ortaklık ve kardeşlik için geldim. Bizimle çalışmanızı istiyoruz” dedi. Mehmet “Siz kimsiniz?” diye sordu. Sarih hafifçe gülümsedi. Masanın üzerinde ki altın savaş topunu inceledi. Sonra Mehmet’e bakıp “Bu ülkeyi yönetenler” dedi. Mehmet kaşlarını çattı. Buz gibi bir sesle “Ben arabanızda meclis bayrağı göremiyorum.” Sarih’in gülümsemesi bütün yüzüne yayılmıştı. Buruşuk yüzüne gülümsemek hiç yakışmıyordu. “Onlar bu ülkeyi görünen yöneticileri. Onlar kukla bizse onları yöneten kuklacılarız.” Mehmet sakince “Derin devlet yani” dedi. Sonra Üzeyir Sarih’e baktı “Ergenekon kapsamında sizi de içeri tıkmadılar mı?” dedi. Sarih’in yüzü asılmıştı. “Ergenekon çok büyük bir operasyon” dedi. “Bize zarar verdiğini itiraf etmem gerekiyor. Ama ergenekon bu ülkenin üstünde ki tozu süpürdü. Herşey apaçık meydana çıktı. Biz bu ülkenin içine işlemiş durumdayız. Bize hiçbir operasyon temas edemez.” Mehmet karşısında ki adamın ne mal olduğunu çözmüştü. Yine de “Şu meşhur sizi tanıyalım o zaman” dedi. Sarih büyük bir gururla kravatını düzeltti. Arkasına yaslandı. Boğuk bir sesle “Biz diye bahsettiğim oluşum bir konsorsiyum. Ülkenin en büyük 7 insanının oluşturduğu, her daldan o konunun uzmanı bir kişinin bulunduğu bir konsorsiyum. Silah, kumar, uyuşturucu, nakliye, uluslarası ilişkiler, borsa manipülasyonu vesaire… Ülkenin her şeyi bu konsorsiyum da belirlenir. Boşalan hukuk koltuğunda da biz sizi görmek istiyoruz.” Mehmet blöf atıyordu. İlgilenmiş görünerek “Her konsorsiyumun bir lideri vardır. Lideriniz kim?” diye sordu. Sarih “Biz ona lider değil kont diyoruz. Ama yüce kontumuzun kim olduğunu sizi de aramızda görmeden söyleyemem.” dedi. Sonra elini çantasına attı siyah bir dosya çıkarıp Mehmet’e uzattı. “Sizin ne kadar ince eleyip sık dokuyan biri olduğunuzu bildiğimden karar vermenize yardımcı olması açısından ve iyi niyetimizin bir göstergesi olarak bu dosyayı armağan olarak getirdim. Bu dosyada, Türkiye’de tanımanız gereken, bilmeniz gereken en önemlilerin listesi var. İş adamları, siyasetçiler, medya, bürokratlar, sanatçılar, herkes…” Sarih bir anda keyiflendi “Dosyada herkesin en özel bilgileri var. Bu dosya sizin karar vermenizde etkili olacaktır. Kim neyle ilgileniyor, kimin ne zaafı vardır, hangi iş adamı hangi sanatçıyla birliktedir, hangi bürokratın arkasında hangi siyasetçi var, kim ne marka puro kullanır, kimin at merakı var, kim antikaya düşkündür…” sonra bir an durdu Sarih’in yüzüne büyük bir gülümseme yerleşti. Ama kesinlikle kötü bir gülümsemeydi bu “…kim eşcinseldir, kimin gayri meşru çocuğu var…” son ikisini özellikle vurgulamış bir şeyler bildiğini ima etmişti. Mehmet dosyayı eline aldı. Açıp bakmadan sadece “Bu dosya kaç milyar dolar” diye sordu. Sarih sırıttı. “Paha biçilemez” Mehmet kapağını açtığında hemen hemen 300 kişilik bir isim listesini karşısında buldu. Bir çok tanıdık isim vardı. Bazı isimler o kadar dikkatini çekiyordu ki açıp bakmak istiyordu. Yine de Sarih’e koz vermek istemiyordu. Sonra isimlerin arasında tanıdık bir isim göze çarptı. Cemre Kemer isminin yanında yazan sayfaya baktı. Hemen o sayfayı açtı. Okudu, okudukça da şaşırmakla birlikte öfkeyle kaşları çatıldı. Sayfa başlığına geri döndü. İsimler arasında diğer kızlarla birlikte kendi ismi ve Serdar’ın da ismi geçiyordu. Öfkeyle dosyayı kapadı. Masaya çarptı. Gözlerini kısıp dişlerini sıkarak “Ben şantaj yapmam” dedi. Sarih dudaklarını büzdü “Hayır” dedi. “Şantaj kötü bir kelime… Siz hukukçular buna hukuk dilinde ihtar diyorsunuz” dedi. Önünü ilikledi. Ayağa kalktı. Mehmet’e elini uzattı. Mehmet masadan başını kaldırdı. Nezaketen Sarih’in elini sıktı. Sarih “Cevabınızı bekleyeceğiz” dedi. Arkasını döndü çıktı gitti. Kapı kapanır kapanmaz kızların kapısı açıldı. Cemre “Ne varmış dosyada” diye sordu. Belli ki kızlar dayanamamış kapıyı dinlemişlerdi. Mehmet ellerinin arasına gömdüğü başını kaldırdı Cemre’ye baktı. “Ne yok ki? Bizi aleni tehdit ediyorlar. Biz sizin mahreminize girer en özel bilgilerinizi ele geçirir dosyalar size postalarız diyorlar. Bu dosyanın tek kopyasının bizde olduğunu da hiç sanmıyorum. Eğer sizin hakkınızda yazanların bir tanesi medyaya sızarsa Hepsi diye bir şey kalmaz…“ Cemre “Durum o kadar ciddi mi? En fazla ne yazıyor olabilir ki.” Mehmet dosyayı eline aldı. Hızla sayfaları çevirdi. Cemre Kemer isminin üzerine geldi ilk maddeyi gösterdi. “Mesela bu yazıyor” dedi. Cemre okuduğunda şaşkınlıktan kalakalmıştı. “Bunu Yasemin’den başka bilen yoktu” dedi. Mehmet “Bunun gibi birkaç madde medyaya sızsa magazincilerimize süper eğlence çıkar değil mi? Çocukların sevgilisi, gençliğin idolü cici kızlar Grup Hepsi’nin gerçek yüzü diye koskocaman manşetleri eminim ki büyük bir zevkle atarlar.” Gülçin’in yüzü sapsarı olmuştu “Yani şimdi grubun geleceği bu dosyayı kim verdiyse onların elinde mi” dedi. Mehmet “Grubun değil. Bu dosyada adı geçen 300 ismin geleceği bu adamların elinde” Mehmet’in midesi bulanmaya başlamıştı. Kendini toparlayabilmek için gözlerini kapadı. Bir an gözlerini açtığında karşısında kızları berbat paçavralar içinde gördü. Gülçin “Dediğim gibi artık işsiziz, kimse bize iş vermiyor. Dosyayı neden magazincilere verdin Mehmet bak ne hale düştük” diyordu. Mehmet kendini savundu “Ben vermedim.” Yasemin üzerine koşup Mehmet’in boğazına sıkmaya başladı “Herşey senin yüzünden oldu. Herşey senin yüzünden oldu.” Mehmet boğazında ki acıyla gözlerini kapadı. Tekrar açtığında kızlar karşısında gayet düzgün kıyafetlerle oturuyorlardı. Mehmet “Deliriyorum galiba” diye düşündü. Eren “İyi misin şimdi? Yüzün solmuş. Hasta görünüyorsun” dedi. Mehmet Eren’e baktı. “Ya üşüttüm, ya üşüteceğim Eren” dedi. O sırada yine bir damla kan masanın üzerine damladı. Yasemin hemen “Doktor çağıracağım” diye koşarak çıktı. Mehmet eliyle burnuna bastırıyor, tampon yapıyordu. Kanın akışı azalmıştı. Birkaç dakika sonra Yasemin yanında bir doktorla içeri girdi. “Mehmet inat etme kötü görünüyorsun. Doktor Bey bir baksın sana” dedi. Mehmet yüzünü yıkıyordu. Aynadan doktoru süzdü. “İyi tamam gelsin” dedi. Doktor “Burnunuza ne oldu” diye sordu. Mehmet “Yok bir şey” diye kestirip attı. Havluyu aldı. Yüzünü sildi. Kan durmuştu. Yine de yüzü beyazlamıştı. “Seninle konuşmam lazım doktor. Bana fikir ver…” dedi “Uykusuzluk çekiyorum, 3 gündür uyumuyorum, sinirlerim çok gergin, çarpıntılarım var, ellerim titriyor, çok terliyorum, göğsümde ve midemde iki gündür geçmeyen ağrılar var, ani oturma ve kalkmalarda başım dönüyor, nefes alamıyor gibi oluyorum, kaslarım geriliyor, gözlerim seğiriyor…” o sırada başı döner gibi oldu ve havluluğa tutundu. Kendini toparlayıp “Bunlar fizyolojik…” dedi. Mehmet saydıklarını bitirdiğinde Yasemin şaşkınlıktan kalakalmıştı. “Korkunç… Çok zor olmalı” diye geçirdi içinden. Mehmet anlatmaya devam etti “İki gündür sanrılar görüyorum, birden gözümün önünde sahneler canlanıyor, sanki o sahneye ben çıkıyorum, herkes beni seyrediyor, bazen bedenim benden ayrılıyor bir yerlere gidiyor ama döndüğümde hadiseleri normal olarak değerlendirebiliyorum onda bir sapma yok.” Sonra Mehmet bir an durdu. Düşündü “Benim teşhisim kısa psikotik bozukluk sen ne diyorsun?” dedi. Doktor başını salladı “Anlattıklarınızla örtüşüyor, son günlerde bunu tetikleyecek bir şey yaşadınız mı olağandışı?” Mehmet doktora boş boş baktı “Boşver…” dedi. Bunları zaten kendi de biliyordu, doktorun bilmediği birşeyler söyleyeceğini düşünmüştü. “Benim hayatımda olağan hiçbir şey yok doktor” dedi. “Birkaç tedavi yolu var” dedi doktor. “İstediğimiz birini kullanabiliriz; psikoterapi, davranışsal terapi, hipnoz, bilinçsel terapi…” Mehmet doktorun sözünü keserek “O uzun iş…” dedi. “Bana öyle bir ilaç ver ki düşüp bir yerde kalmayayım… Ama sakın uyutan şeylerden verme, uyuyacak zaman değil…
*****
Doktor Mehmet’e alması için iki ilaç ve hemen o an içebileceği bir hap vermişti. Mehmet hapı içince biraz kendine gelmişti. Doktor ayrıca basit bir uyku hapıda vermişti. Mehmet her ne kadar uyumak istemese de 48 saattir gözünü kırpmıyordu. Düşüp bir yerde bayılmaması için biraz uyuması gerektiğini o da kabul etti. Eren “Ofiste olmaz böyle. Kalk bize gidiyoruz” dedi. Mehmet önce itiraz etsede çok sevdiği ofisinden çıkıp asansörle kızların yanında aşağıya doğru inmeye başladı. Cemre “Senin bir korumaya ihtiyacın var” dedi. Mehmet Cemre’ye “Nereden çıktı o şimdi” diye sordu. Cemre “Sadece dış tehlikeler için değil, baksana insan gibi yaşamıyorsun ki. Ben 3 gün değil 3 saat uykusuz kalamam” dedi. “Sana bir koruma şart.” Mehmet dalga geçerek kafasını salladı. “Hıı” dedi. “Bir de tabela yazdırayım arkama Gelin Beni Vurun diye… Ben korumayla dolaşacak kadar çıldırmadım daha. Eşeğin aklına karpuz kabuğu sokmaya hiç niyetim yok.” Asansörden indiler. Sekreter’in yanından geçerken “Kızım ben uyumaya gidiyorum ne zaman uyanırım Allah bilir” dedi. Siyah jipin kapısını açtı. Sonra “Ben kullanamayacağım” dedi arka koltuğa geçti. Yasemin tam direksiyona geçiyordu arkasından “Yasemiiin” diye bağıran birini duydu. Döndüğünde 19-20 yaşlarında bir genç ona doğru koşmuş sarılıyordu. Soluk soluğa görünüyordu. Mehmet olanları camdan izliyordu. Yasemin gence sırf nezaketen sarılıyor ondan hoşlanmış görünmüyordu. Yasemin gençten rahatsız olmuştu. Canının sıkkın olduğu belliydi. Mehmet arabadan indi. Genç, Yasemin’le fotoğraf çektirmek istiyor Yasemin inatla reddediyordu. “Ama istersen imza vereyim” dedi Yasemin. Genç bir anda kaşlarını çattı, gözleri odağını kaybetti. “İmzana değil sana ihtiyacım var” dedi. Mehmet gence dönerek “Adın ne?” dedi. “Hakan” dedi genç gözlerini Yasemin’den ayırmadan. Mehmet omuzlarını silkti. Umursamaz ama kesin bir sesle “Yasemin seninle bir fotoğraf çektirecek” dedi. Yasemin Mehmet’e kızgınlıkla baktı. Mehmet sadece “Bir kez olsun dediğimi yap” dedi. Yasemin istemeye istemeye ve zoraki bir gülüşle fotoğraf çekindi. Hakan gayet mutlu görünüyordu. Yasemin hemen fırsattan istifade edip arabaya atladı. Filmli camı kapadı ki başka bir fan daha onu görüp arabanın camına yapışmasın. Mehmet Hakan’ı köşeye çekti. “Yasemin’e aşık mısın?” diye sordu. Hakan hiç çekinmeden “Evet” dedi. Mehmet önce Hakan’ı süzdü. Bir test yapmaya karar verdi. “Beni tanıyor musun” dedi. Hakan Mehmet’e baktı. Sakince “Sıradan bir avukat olmadığını biliyorum” dedi. “Ortağım Serdar’ı tanıyor musun?” diye sordu. Hakan güldü “Üç cinayetten sonra adını duymayan kaldı mı? Türkiye’nin kumar, silah ve uyuşturucu alanında ki en büyük isimlerini öldürdü.” dedi. Mehmet kendi kendine güldü. Tesadüflere inanmazdı ama bunun tesadüften başka bir açıklaması olamazdı. Hakan tam istediği tipte biriydi. “Pekii” dedi “Kızlara tabii ki Yasemine’de… Bir nefes kadar yakın olmanı sağlasam bana bir ömür sadık kalarak borcunu öder misin?” dedi. Hakan heyecanla nefesini tuttu. “Bu ölmeden ödenebilecek bir borç değil.” dedi. Mehmet memnuniyetle kafasını salladı. “Akşam gel ayrıntılarını konuşalım. Bundan sonra sen kardeşimsin ben abinim Serdar ustan…” Hakan inanamayan gözlerle baktı. Mehmet’in nasıl bir avukat olduğunu biliyordu. Bir şekilde, tesadüfen, birkaç dakika içinde ülkenin en büyük avukatının adamı oluvermişti. Üstelik hep hayalini kurduğu kızlarda yanında olacaktı. Kendini toparladı “Var mı bir emrin abi?” diye sordu. Mehmet güldü, “Hemen de jargonu kaptı” diye düşündü “Canının sağlığı” dedi. “Akşam gelmeyi unutma” deyip arabaya bindi. Yasemin Mehmet kapıyı kapar kapamaz gazlayıp gitti. Dikiz aynasından Mehmet’e bakıp “Niye fotoğraf çekinmem için zorladın ki. Sevmiyorum işte fanları, hele böyle yaşları büyük olanları hiç sevmiyorum.” Mehmet kaşlarını çattı. Buz gibi bir sesle. “Onlar olmasa sizde olmazdınız. Ne ününüzün ne şöhretinizin ne yeteneğinizin ne de sesinizin hiçbir önemi olmazdı… Neyiniz var sizin?.. Para sizi bu kadar mı değiştirdi. Hayranlarınıza sevginize ne oldu.” Gülçin isyankar bir sesle “Ben fanlarımı gayet seviyorum hiç bana laf yapma” dedi. Yasemin inadına “Ben uyuz oluyorum” dedi bir arabayı sollarken. Mehmet Yasemin’in dikiz aynasından gözlerinin içine baktı “Bu gün bana gelen dosyada hakkında yazanların çeyreği fan forumlarına sızsa, o çeyreğinde çeyreğini magazinciler ciddiye alıp haber yapsalar…Bak işte o zaman o fanlar sana nasıl uyuz oluyor görürsün” dedi. Yasemin bunun üzerine bir şey diyememiş sadece arabayı daha hızlı sürmeye başlamıştı… Mehmet eve gittiğinde hapı içer içmez koltukta sızmış kalmıştı. Birkaç saat sonra Korkut Mert Barış ve Emre kızları ziyarete gittiklerinde koltukta uyuyan Mehmet’i gördüklerinde epey şaşırmışlardı. Kızlar kısaca o gün olanları ve dosyayı anlattılar. Korkut fısıltıyla “Ne yapıp edip o dosyayı almamız lazım” dedi. Cemre “Herhalde ofistedir” diye fikrini öne sürdü. “Ofise girebilir miyiz?” dedi Yasemin. Korkut ve Mert birbirlerine bakıp sırıttılar “Gireriz” dediler. İkisinin de aklında Serdar’ı kullanmak vardı…
*****
Serdar büronun önüne geldi. Binanın en üst katına baktı. Işıkları yanmıyordu. Mehmetin ofiste olmamasını fırsat bilerek en üst kata çıktı. Ofise girip kendi odasına geçti. Masasına kuruldu. O günkü gazeteleri incelemeye başladı. Her gazetenin manşeti aynıydı. Serdar “Şu Rusların girmediği yer kalmadı” diye söylendi. “Çeçenistan’da Ruslar, Sırbistan’da Ruslar, Afganistan’da Ruslar, Gürcistan’da Ruslar, Osetya’da Ruslar, Abhazya’da Ruslar, Laleli' de Ruslar... Rusya’da ki Ruslar nerede acaba?” dedi. Serdar’ın canı tamamen sıkkındı. Söylenecek yer arıyordu. Gazetelerde dişe dokunur bir haber bulamayınca radyoyu açtı. Hangi kanalı açsa bir müzik programı çıkıyordu. Son olarak Aydın yöresinden bir efenin kahramanlığını anlatan bir türkü çıkınca Serdar patladı. “Şu efelerin yaktığı iki mermi, bin yıldır türküsünü söylüyorlar, bizim arkamızdan mırıldanan yok” diye isyan etti. Sonra durdu kendi kendine konuştuğunu farketti. “Yok ben iyi değilim” diye düşündü. “Çıkıp bir şeylere sıkmam lazım…” Tam o sırada cep telefonu ve sabit hat aynı anda çalmaya başladı. “Bu günde PTT Taksim şubesi gibiyiz” dedi. Önce cep telefonunu açtı. Arayan Mert’ti. Serdar’la görüşmek istediğini söylüyordu. Serdar “Birazdan gelirim” dedi kapattı. Sabit hattı açtı. Sekreter “Efendim polisler geldi, emniyete kadar çağırılıyormuşsunuz” Serdar “Devletin polisini kapıda mı bekletiyorsun kızım al içeri” dedi. Birkaç dakika sonra polisler ofisten içeri girdiler. Uzun boylu olan “Serdar Devrim?” Serdar “Buyrun benim” dedi. Polis “Amirim alınmanızı emretti.” dedi. Serdar’a eğlence çıkmıştı. “Aaa vallahi çok alındım bak şimdi…” dedi. “Ben kendisini ziyaret edecektim zaten o önce davranmış. Eh hadi gidelim madem.” dedi. Serdar zaten zarf için polise gitmeyi düşünüyordu. Çünkü Serdar’a gelen zarf kendisinden çok emniyet güçlerini ilgilendiren bir zarftı… Bu zarf neydi… Mehmet konsorsiyuma dahil olacak mı… Kızlar dosyayı ele geçirebilecekler mi… |
|
|
|
|
| MaNZaRa |
Tarih: Çarşamba, Ağustos 27, 2008 15:38 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 347
Nerden: Adana
|
Vallaha helal olsun Mehmet süper olmuş yine tebrikler kardeşim  |
|
|
|
|
| ilkaycemre21 |
Tarih: Çarşamba, Ağustos 27, 2008 18:36 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 1599
Nerden: Ankara
|
Süpersin Mehmet ya...  |
|
|
|
|
| ozie1993 |
Tarih: Çarşamba, Ağustos 27, 2008 19:37 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1239
Nerden: İzmir
|
Yine süper bir bölüm  |
|
|
|
|
| cemreandyakkin |
Tarih: Çarşamba, Ağustos 27, 2008 19:49 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 906
Nerden: Kütahya
|
süper olmuş mehmet  |
|
|
|
|
| efsanekral696 |
Tarih: Çarşamba, Ağustos 27, 2008 20:38 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1810
Nerden: Sivas
|
Kaptan süper gidiyorsun!  |
|
|
|
|
| HsEePnSaI |
Tarih: Çarşamba, Ağustos 27, 2008 21:54 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Üye

Mesajlar: 209
Nerden: Aydın
|
Alıntı: “Niye fotoğraf çekinmem için zorladın ki. Sevmiyorum işte fanları, hele böyle yaşları büyük olanları hiç sevmiyorum.” Mehmet kaşlarını çattı. Buz gibi bir sesle. “Onlar olmasa sizde olmazdınız. Ne ününüzün ne şöhretinizin ne yeteneğinizin ne de sesinizin hiçbir önemi olmazdı… Neyiniz var sizin?.. Para sizi bu kadar mı değiştirdi. Hayranlarınıza sevginize ne oldu.” Gülçin isyankar bir sesle “Ben fanlarımı gayet seviyorum hiç bana laf yapma” dedi. Yasemin inadına “Ben uyuz oluyorum” dedi bir arabayı sollarken.
Hayranlarına gereken önemi vermeliler bence de. Bu arada Mehmet yaşadıkların ve bana anlattıkların doğrultusunda hayal ürünü olmayan yerleri biliyorum. Umarım her şey düzelir...  |
|
|
|
|
| hepsicemrebuse |
Tarih: Çarşamba, Ağustos 27, 2008 22:18 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 4559
Nerden: İzmir
|
Umarım Sena'nın dedikleri hayal ürünüdür  |
|
|
|
|
| mayko |
Tarih: Çarşamba, Ağustos 27, 2008 22:23 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1794
Nerden: Bursa
|
Senanın ve dolaylı olarakta ona anlattıklarımın hayal ürünü olmasını çok isterdim Busecim. Ama bazen hayat hayal bile olamayacak kadar gerçek  |
|
|
|
|
| devrem |
Tarih: Çarşamba, Ağustos 27, 2008 22:24 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Görevli

Mesajlar: 3031
|
Katılıyorum Mehmet sana.. Gerçek olmaması lazımdı ama...  |
|
|
|
|
| hepsicemrebuse |
Tarih: Çarşamba, Ağustos 27, 2008 22:26 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 4559
Nerden: İzmir
|
Ben inanamıyorum ki...
Böyle bir şeyi...
Nasıl...
Yani emin misin?  |
|
|
|
|
|
|
Tüm zamanlar GMT +2 Saat
Google Arama - Gruphepsi.Org Arama Motoru
Pano yazılımı: phpBB
//
Tema: Mike Lothar
Hepsi grubu sitesi düzenlemeleri: Murat Esgin
Url optimizasyonları: phpBB SEO
|
|