Gruphepsi.Org Panolar Fan kulüp Forum Ana Sayfası

Grup Hepsi Fan Sitesi - Fan kulüp - Panoları

Hepsi Haberleri, şarkı sözleri, cemre kemer, eren bakıcı, gülçin ergül, yasemin yürük ve hepsi bir 1 dizisi forumları




Yazar Mesaj
<  

Hepsi Bir Dizisi ~ Hepsi Bir + İki

mayko
Küçük gönderi resmiTarih: Perşembe, Ekim 2, 2008 11:21 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Takımdan Takımdan
Mesajlar: 1794 Nerden: Bursa
Hepsi Bir + İki / Final

Yaşamak... En büyük maceramız...

Üçü birlikte emniyet müdürlüğüne girip teslim oldular. DGM’de yargılanıyorlardı. Hakan söyleniyordu “Madem DGM’de devleti yıkmaya çalışmaktan yargılanıyoruz o zaman İmralı’ya da atsınlar bizi” diye. Mehmet ve Serdar ise sükunetlerini koruyorlardı. Hakan’sa yerinde duramıyor duvarları yumrukluyordu Serdar’a dönüp “Usta… Usta bir şey söyle… Bu kızlar nasıl bizi ihbar ederler… Nasıl her şeyi polise öterler” diye bağırdı. Serdar hiçbir şey söylemedi. Ne Mehmet ne de Serdar kızlar ya da kızların kendilerini ihbar etmeleri hakkında en ufak kelime dahi etmemişlerdi.

Barış ve Korkut’un öfke dolu sesleri evi yıkıyordu. Korkut duvarı yumrukluyordu. Barış Eren’e “Nasıl her şeyi anlatırsın polise. Nasıl size o kadar yardımı dokunan iki kişiyi satarsınız” diye bağırıyordu. Eren Barış’ı sakinleştirmeye çalışıyordu. Gülçin ne zaman ağzını açacak olsa Yasemin eliyle sus işareti yapıyor. “Dava bitene kadar bekleyin. Bir sebebimiz var herhalde” diyordu…

Duruşma salonundan girdiklerinde Cumhuriyet Savcısını karşılarında buldular. Baro, Mehmet’in avukatlık kimliğini elinden aldığı için bir de avukat atamıştı. Mehmet kendilerini savunmak için atanan avukatı görünce şaşırdı. Büroda çalışan alt kademe avukatlardan biriydi. Hakim üçüne de suçlandıkları şeyleri okudu. Daha sonra “Sanık Hakan Siler’den soruldu.” dedi. Hakan ayağa kalktı. “Pişman değilim Hakim Bey” dedi. Hakim önünde ki dosyaya bakarak “O sabıkandan belli evladım, hadi bu arkadaşların devlet için hizmet ettiklerini söylüyorlar. Sen suç örgütlerinin içinden geliyorsun, senin bunların yanında işin ne?” diye sordu. Hakan derin bir nefes aldı. Savunacak bir şey olduğuna inanmıyordu. Her şey apaçık meydandaydı. “Devlet hiçbir zaman bizden varlığını esirgemedi Hakim Bey, sağ olsun var olsun. Devletle tanışıklığımız aşağı yukarı hepimizin aynı tarihlere dayanıyor. Mehmet ve Serdar Abim bir safta ben ayrı safta. Ama yine de devleti tanıdık. Dediğiniz gibi suç örgütlerinin içinden geliyorum. Babamdan dolayı devlete düşman kesildiğim için kendimi bildim bileli sizin suç dediğiniz şeyi işliyorum. Her türlü suçluyu, suçu gördüm tanıdım. Suç bizim dünyamızda güçlü olmak için kullanılan bir araçtı. Güçlü olmak içinse silah lazımdı, para lazımdı. Biz bunu tek gerçek olarak kabul ettik inandık. Derken bir adam çıktı karşıma… Benim bütün kafamı allak bullak etti gitti. Önce dedim ki diğerlerinden farklı, akıllı adam. Güç kazanmak için kullandığı taktiği, usulü bu… Ama yok, sonradan anladım ki paranın, gücün pul kadar değeri yok. Bu adamın bir derdi var… Bir kez yol ayrımına geldim kafama silah dayadım... Bana zalimin zulmü altında ezilen bir mazlum kalmayana kadar benimle savaş dedi” diye anlattı. Mehmet oturduğu yerden Hakan’a baktı yüzünde en ufak bir pişmanlık ifadesi yoktu. Hakim “Sen niye kabul ettin?” diye kuşkuyla sordu. Hakan güldü “Su testisinin su yolunda niye kırıldığını gördüm de ondan. Bize öğrettiklerinin yalan olduğunu, testiyi kırasın diye seni dereye gönderdiklerini gördüm de ondan, kabadayı geçinenlerin zavallı olduklarını, silahın ardına sığınanların cebini gırtlağını düşündüğünü gördüm de ondan… Ben babaların yanında çok gezdim, onların baba olmadığını anladım da ondan… Vatanı milleti seviyoruz diye dolaşanların kendilerini düşündüklerini, vatan sevmenin esrar çekip sağa sola hilaller kazıyıp, ona buna dayılanma olmadığını anladım da ondan… Gerçekten devletini milletini seven adamın yeri geldiğinde koyun olup süt vereceğini yeri geldiğinde kurt olup düşmanını parçalayacağını anladım da ondan… Mehmet Cangül bir gün geldi dedi ki: Bir çocuk babasız büyür ama anasız büyüyemez. Bizim tek bir anamız var. O da vatan. Şimdi devlet, yani babamız gelmiş, ananızı sevdiğiniz için pişman mısınız diye soruyor?” Hakan’ın bir anda gözleri parladı. Yüzünde hiç görülmemiş bir öfke vardı “Anama bu günde laf söyleyenin dilini koparır, el uzatanın elini kırarım. Hiçte pişman olmam.”

Emre bir haber kanalı açmış pür dikkat izliyordu. Dava haberi her kanalda yer bulmuştu ancak anlatılan birbirlerinden farklı değildi. Korkut düşünceliydi. “Mehmet beraat edemezse ne yapacağız” diye sordu Mert’e. Mert’in de canı sıkkın görünüyordu “Kızlar her şeyi bir bir anlatmışlar. Kesin deliller kesin kanıtlar var. Bence boşuna umutlanma Korkut” Korkut öfkeyle kızlara baktı. Cemre’yle fısıldaşan Yasemin’e gözlerini dikti “Bu oyunu bu akşam bitireceğim. Artık yeter” dedi…

Hakim “Sanık Serdar Devrim’den soruldu” dedi. Serdar ayağa kalktı. Hakim Serdar’ın yüzüne baktı “Devleti korumakla görevli olduğunu söylüyordun, devleti yıkmakla suçlanıyorsun. Ne diyorsun?” dedi. Serdar’ın damarına basmaya her şeyi itiraf ettirmeye çalışıyordu. Oysa Serdar’ın zaten gizlediği sakladığı hiçbir şey yoktu. “Normaldir Hakim Bey… Devlet dediğiniz büyük bir örgüt… Koruyanı da içinde barındırıyor, yıkmaya çalışanı da…” dedi. Hakim, Serdar’ın rahatlığına güldü. Az sonra müebbet yiyecek bir adamın bu kadar rahat ve pervasız konuşması ona son derece ilginç gözükmüştü. “Bak bu dediğin de suç” dedi. Serdar ciddiyetini bozmadan “Düşünce suçundan çok yatmam Hakim Bey” dedi. Sonra devam etti “Hakim Bey, ben yetim yurdunda yatarken bana bir el uzandı. Beni oradan çekti çıkardı büyüttü yetiştirdi dedi ki; sen bu vatanın evladısın senin ananda babanda devlet. Bu devlet dediğin kutsal bir varlık. En büyük şeref ona hizmet edip uğrunda ölmek. Bu gün ortağım Mehmet Cangül’ü korumak eğer yoldan sapar ve yanlış yaparsa da öldürmek için yanına yerleştirildim.” dedi. Hakim “Seni bu sisteme alanlar, bir gün mahkeme huzuruna çıkarsan seni tanımayacaklarını da söylediler mi evladım?” diye sordu. Serdar başını salladı. Göğsünü iyice kabarttı başını dikleştirdi “Söylediler Hakim Bey. Biz devleti karşılıksız sevdik mahkemede mi iltimas bekleyeceğiz. Vaat edilen hiçbir şeye devletimizi satmadık. Bize dediler ki devlet büyük tehlike altında. Hiç düşünmeden hiçbir şey beklemeden göreve koştuk. Ben ömrüm boyunca devletin çok çeşitli yüzlerini gördüm. Devlet adına liderlik yapan çok adam tanıdım. Belli bir yerden sonra çoğunda zafiyet gördüm kolay işler değil bunlar kimseyi yargılamıyorum. Nasılsa bir gün herkes hesap verecek. Benim en büyük mutluluğum hesabımı bu iki kişiyle veriyor olmamdır. Neyse, ben çok konuşan bir adam değilim... Ama bir tek şey biliyorum, tek bir ırk, tek bir millet yok tek bir vatan var… Biz bu vatan için hizmet ettik. Ne mutlu ki bugün suçlandığımız şey bu…”

Yasemin’le Cemre kafa kafaya vermiş düşünüyorlardı. Cemre “Diyelim beraat ettiler. Bundan sonra neler olacak?” Yasemin’in içi sıkılıyordu elindeki cep telefonun ekranına baktı. Mesaj gelmişti. İlker “İkisi de müebbet yiyecek, sonunda bu akşam her şey bitiyor aşkım” yazıp göndermişti. Yasemin telefon ekranına büyük bir hoşnutsuzlukla baktı. Cemre’ye gösterdi “Aşkımmış… Salak” diye söylendi. Cemre “Sen de birinde karar kıl artık” dedi. Yasemin omuzlarını silkti “Şimdi konu o değil. Beraat ederlerse ne yapacağız onu düşünelim” Konuşmaları duyan Gülçin geldi. İkisinin de başına dikildi. “Bence hüküm giyerlerse ne yapacaksınız onu düşünün” dedi…

Savcı söze girerek “Ben izniniz olursa soru sormak istiyorum.” dedi Hakim’e. Koskoca Cumhuriyet Savcısı’nın izin istemesi tabii ki tamamen nezaket gereğiydi. “Mehmet Cangül ifadelerinde kripteks adlı bir kutunun içinde devletin güvenliği için çok önemli bilgi ve belgelerin olduğunu söylüyor ama içeriğinin ne olduğunu açıklamıyor. Ben şimdi sanığa bu hususu soruyorum. Bu belgelerde ve bilgilerde neler vardır?” Mehmet ünlü sanatçılar ve politikacılarla birlikte birçok büyük devlet adamının da en özel bilgilerinin yazılı bulunduğu o dosyayı hatırladı. Yazıları göndermeden önce ezberlemişti. Ayağa kalktı “Devlet sırrıdır… Açıklayamam” dedi. Savcı itiraz etti “Bırak devlet sırrı olup olmadığı biz tayin edelim. Bazı kişilerle bağlantın yüzünden mi bu bilgileri açıklamaktan korkuyorsun?” dedi. Mehmet gülümsedi “Evet sayın savcım korkuyorum… Korkum o ki bu bilgilerin ifşasından ötürü milletime zarar verirler” Hakim en sonunda dayanamadı araya girdi “Mehmet Efendi… Kim bunlar?” Mehmet’in gülümsemesi yüzüne yayıldı. “Hakim bey hiç mi gazete okumuyorsunuz?” Hakim “Ohoo” dedi “Gazetede her yazana inanırsak senden büyük vatan haini yok” Mehmet Hakim’in son cümlesi üzerine ciddileşti “Gazeteleri okuyun Hakim Bey. Ama ne yazıyorsa onun tersine inanın. Yüce mahkemenize bütün bildiklerimi, gördüklerimi daha önce verdiğim ifademde eksiksiz anlattım. Bu husus benimle birlikte mezara girecektir” dedi yerine oturdu. Avukat patronunu savunmanın şaşkınlığını hala üstünden atamamıştı. Dava başından beri tek kelime etmemişti. Ama bir şeyler söylemesi gerektiğini de biliyordu. Ayağa kalktı “Efendim müvekkilimin bu hususta söyleyecekleri inanın savunmamızı da güçlendirecektir. Ama… Bu “Ama”nın da kayıtlara geçmesini istiyorum. Müvekkilim Mehmet Cangül milletin bekasını kendi geleceğinden üstün tutmaktadır…

Eren sıkıntıyla koltuğundan kalktı. Stresten yerinde duramıyordu. Mutfağa gidip buzdolabını açtı. Birkaç dakika boş boş dolaba baktı. Birkaç şeye elini uzattı ama sonra geri çekti. Hiç iştahı yoktu. Tekrar salona girdiğinde Yasemin ve Cemre’nin hala fısıldaştıklarını görünce “Ama artık sıkıldım” dedi ikisinin yanına gitti. “Her şeyi birlikte yaptık ama eğer siz ikinizin başka bir planı var da bize anlatmıyorsanız…” Cemre “Off Eren” diye kesti Eren’in sözünü “Bir git başımızdan” Eren Cemre’ye öfkeli bir bakış atıp, tek başına oturmuş kendi kendine duvara bakıp hüzünlü bir şarkı mırıldanan Gülçin’in yanına gitti. Kulağına eğildi. Fısıldaşan Cemre ve Yasemin’e nispet yapıyor gibi görünüyordu. Gülçin’e “İstediğin şeyi biliyorum ve sonuna kadar arkandayım” diye fısıldadı…

Savcı Önünde ki dosyaya bakarak “Taraflara tevzii tahkikat talepleri olup olmadığı soruldu. İddia makamı?” Savcı “Tevzii tahkikat talebimiz yoktur. Esas hakkında mütalaamızı vereceğiz” dedi. Hakim Savcı’nın söylediklerini önünde ki dosyaya işledi. “Sanık ve sanıklar vekilinden soruldu” Mehmet, Serdar ve Hakan’ı savunan avukat “Bizim de talebimiz yoktur” dedi. Hakim “İddia makamı esas hakkında mütalaasında…” diyerek cümleyi başlattı. Savcı önüne bir kağıt çekti okumaya başladı “Sanıklar Mehmet Cangül, Serdar Devrim, Hakan Siler… Adam öldürmek, adam öldürmeye azmettirmek, adam yaralamak ve suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, anayasayı ihlal etmek suçlarını işledikleri, sanıklardan Mehmet Cangül ve Serdar Devrim’in organize suç örgütü kurdukları ve örgütün başları oldukları, örgüt adına silahlı eylemlerde bulundukları, bir çok kez adam öldürmek ve adam yaralamak fiillerini işledikleri, bunu devletin güvenliği ve bekası için yaptıklarını ve bu nedenle müstear suçları işlediklerini iddia etmeleri ama devletin silahlı güçleri bile olsa anayasa ve kanunda öngörülen haller dışında bizzat bu kuralların dışına çıkarak suç işlemelerinin hukukça korunmadığı, bu tür eylemlerin diğer devlet görevlilerine kötü emsal teşkil edeceği, hukuk düzeninin bu tür örgütlenme içinde olanlara bu dava neticesiyle taviz vermeyeceği, mahkeme heyetinin bu hususları dikkate alarak toplanan dosyalarda ki tüm delillerle birlikte sabit görülmekle sanıkların eylemlerine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 309, 220, 47, 53, 54, 78, 86, 82. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına, sanıkların tutuklu kaldıkları sürelerin cezalarından mahsubuna karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.” diye okudu. Mehmet ve Serdar sakin sakin dinliyorlardı. Hakan ise suçlandıkları şeyleri duyunca Serdar’ın kulağına “Usta şimdi bizi asacaklar” diye mırıldandı…

Çocuklar salonun ayrı bir köşesinde konuşuyorlardı. Emre “Biz de mi gitseydik acaba mahkemeye” diye sordu. Mert “Gidip ne yapacaktın. Suçlarını mı üstlenecektin?” dedi. Korkut Mert’in tavrı üzerine patladı “Gerekirse üstlenirdik ne var. İki kez hayatımı kurtardılar. Onlara bir değil iki can borcum var” dedi. Barış içini çekti “Off” dedi. “Ben sıkıldım. Böyle her şeyden uzak kalmaktan sıkıldım. Eren’i başkalarının korumasından sıkıldım” diye söylendi. Korkut kendinden pay biçerek “Zarfta yazanlara rağmen mi?” diye sordu. Barış kızmıştı. Kaşlarını çatarak “Eren’in zarfında ne yazdığını biliyor musun ki oğlum” Korkut tekrar öfkeyle Yasemin’e bakarak “Doğru” dedi “Eren Yasemin gibi değildir herhalde…

Avukat bir anda ayağa kalktı. Kendine bir anda bir güç geldiğini hissetti. Patronu olarak bildiği avukatın yaptıklarını öğrenmenin şaşkınlığını sonunda atmıştı. Rahat bir ifadeyle “Savcı bey güzel mütalaa hazırlamış.” dedi. “Öncelikle Savcı Bey’le hemfikir olduğumuz konu, Mehmet Cangül ve Serdar Devrim’in devlet görevlisi olduklarının ispatlanması hususudur. Bütün sanıkların adam öldürdükleri ve adam yaraladıkları sabittir. Zaten savunmalarında da sabittir. Ama Ceza Kanunu’nun 25 ve 26. maddeleri suçun bazı hallerde işlenmesinin, sanıklara ceza verilmesini ortadan kaldırmayı düzenlemiştir. Bu haller bilhassa devlet görevlilerinin devletin güvenliğinin tehlikede olduğu, Savcı Bey’inde belirttiği gibi anayasal düzenin iç ve dış hainlerce saldırıya maruz kaldığı, bu hususun bütün Türk milleti tarafından kabul edildiği, devletin yüksek kurumlarının da bu konuya ilişkin raporlar yayınlayarak tescil edildiği aşikardır. Dolayısıyla müvekkillerim devletin ve milletin güvenliğinin yakın ve açık tehlikede olduğunu bizzat müşahede etmişler başka türlü bu tehlikeyi giderecek zaman ve yol bulamadığından her Türk evladının yapması zorunluluk olan vatan savunmasını layıkıyla yerine getirmişlerdir. Sanıklar hakkında Türk Ceza kanununda ki meşru müdafaa hükümlerinin uygulanmasını talep ediyoruz. Ben bir duyarlı vatandaş olarak bütün sıfatlarımdan sıyrılarak huzurunuzda sanıklara teşekkürü bir borç bilirim…

Gülçin şaşkınlıktan kalakaldı. Yine de bozuntuya vermemeye çalışarak “Ne konu da arkamdasın” diye sordu. Eren gözlerini Gülçin’in incecik gözlerine dikti. “Solo albüm konusunda tatlım” dedi. Gülçin kıpkırmızı olmuştu. Eren’in yüzüne bakamayacak kadar utanıyordu. Sadece bir düşünceydi belki ama şu anda kendini arkadaşlarına ihanet etmiş gibi hissediyordu. Eren “Utanılacak bir şey değil” dedi. “Yerinde olsam aynısını yapardım” Gülçin hemen savunmaya geçti “Bir şey yaptığım yok benim. Sadece düşünüyordum” dedi. Eren kaşlarını çattı. Gülçin’in anlamasını bekliyordu ama görünen o ki kendisi söylemek zorundaydı. “İyi” dedi “Düşün… Düşünmeye devam et sen… Sözleşmenin bitmesine az kaldı nasıl olsa… Sen düşünürken kimin ne yapacağı belli mi olur?” Eren Yasemin ve Cemre’yi kast ediyordu… Gülçin de bunu sonunda anlamıştı. Yasemin ve Cemre’ye bir teklif gelmişti…

Hakim Savcı’ya ve yanında ki diğer hakimlere dönerek fısıldaştı. “Hakan Siler’e son sözü soruldu” dedi. Hakan ayağa kalktı “Son nefesimize kadar hep son sözümüzü söyleyeceğiz. Bu milletin emrindeyiz…” dedi yerine oturdu. Hakim içinden “Serseri herif” diye mırıldandı. Döndü “Serdar Devrim’e son sözü soruldu” dedi. Serdar’da ayağa kalktı. Savcıya bakarak “Ben Savcı Bey’e teşekkür ederim” dedi. Hakim “Niye teşekkür ediyorsun” diye sordu. Serdar “Çok şükür bildiğim kadarıyla ahlaksız bir maddeden burada değiliz. Saydıklarında ırza geçmek yoktu, hırsızlık yoktu, dolandırıcılık yoktu, namussuzluk, şerefsizlik yoktu. İnşallah bundan sonra da olmaz. Çok şükür devletimizi koruduğumuz için buradayız” dedi yerine oturdu. Hakim içinden ya sabır çekerek önünde ki dosyayı işledi. Son olarak “Sanık Mehmet Cangül’e son sözü soruldu.” dedi. O ana kadar bir tek Mehmet konuşmamıştı. Ayağa kalktı boğazını temizledi sakince anlatmaya başladı. “Hayatımda hep insanlara yön vermeyi, onları doğru yolda ilerletmeyi hayal ettim. Önce kendime, sonra çevreme sonra gençliğe sonra ülkeme... Ama gördüm ki her şeyim meğer önceden dönüştürülmüş, değiştirilmiş. Kendim değiştirilmişim, ailem farklıymış, çevrem değiştirilmiş, çevrem farklıymış, gençliğim değiştirilmiş, dışarıdan gelen mantık dışı bazı kültürlerin altında beyinleri yıkanmış, boşaltılmış, hayat görüşleri, ülkelerine, kültürlerine bakışları farklılaştırılmış, özentileştirilmiş… Ve ülkem… Çoktan değiştirilmiş, dönüştürülmüş, kapana kısılmış… Ben dünyanın çok yerini gezdim Hakim Bey, çok insan tanıdım. Ben bizim insanımız gibisini hiç görmedim. Bu kadar iyi kalpli, bu kadar temiz, bu kadar yetenekli, bu kadar becerikli, bu kadar saf ve bu kadar akıllı bir millet görmedim. Ama bu kadar yüreği kanatılan bir millet de görmedim. Bu milleti kanatanlara bakıyorum, akılları, fikirleri, zihinleri, düşünceleri ve o meşhur ideolojik görüşleri bizim burada olmamıza neden olan şu kızların ufacık hayranları kadar bile değil… Ama birilerinin güdümünde onların kuklası olarak yaptıkları kanlı eylemlerin karşılıklarını iyi aldıkları gibi, bu kuklalığı da layıkıyla yerine getiriyorlar. Siz bana diyorsunuz ki bunları gör, duy, anla ama sus anlatma ve kabul et ve değiştirme, müdahale etme. Ben bir devlet terbiyesi aldım, devlet geleneğiyle yetiştirildim, bu geleneklerin bu terbiyenin içinde de şüphesiz değiştirmek istediğim hususlar var. En başta devletin milletten üstün tutulması. Çünkü buna gerek yok. Bu millet devletini baş tacı etmiş. On altı kere devleti yıkılmış on yedinci kez devlet kurmuş… Şimdi siz bu ülkenin en büyük 6 yatırımcısını neden öldürdün diyorsunuz. Ölen insanların yani, para baronlarının masum her insana kestikleri toplumsal haraç Türkiye Milli Geliri'nin yarısına eşitti. Evet, helikopter saldırısıyla ölen insanların hepsi yatırımcıydı. Ama Hakim Bey… Ülkeler eskiden ordularla, askerlerle işgal edilirdi. Bugün durum farklı... Kalabalık, hantal, düşmanlık uyandırıcı ve çok ama çok pahalı orduların yerini yatırımcılar aldı. Yatırımcılarla bir ülkenin içine kadar girersin. Tek tek bütün kaynaklarını ele geçirirsin. Kendi kültürünü o ülkeye empoze edersin. Üstelik adın işgalci değil kurtarıcı olur. Şimdi siz beni devleti yıkmaya çalışmakla suçluyorsunuz. Bu bir iftiradır. Ben bu devleti yıkmaya çalışanları yıkmaya çalıştım. Anayasal düzeni değiştirmeye çalışmakla suçluyorsunuz. İsnat edilen bu suçun muhatabı ben değil 1960’ta ve 1980’de silah zoruyla anayasayı değiştirenlerdir. Anayasayı yıkıyorsan iktidarı ele geçiriyorsan kahramansın, iktidarı ele geçiremiyorsan hainsin. Hainle kahraman arasında ki farkı mahkemeler değil tarih belirler. Tarihe nereden bakacağız? 1907’den tarihe bakarsak Enver Paşa eşkıyadır, 1908’de hürriyet kahramanı, 1914’te başkomutan vekili, 1918’de sürgün bir mağlup komutan… 1923’te vatan haini… Şimdi bana bu gün söyleyeceğinizin vereceğiniz hükmün tarih açısından hiçbir önemi yok… Konsorsiyum Operasyonu sona ermiştir, yanlışıyla doğrusuyla bu mücadele bizim şahsımızda Türk milletine aittir. Takdir yüce milletimindir…

Barış “Mehmet ve Serdar serbest kalırlarsa biz onlara bundan sonra ki işlerinde nasıl yardım edeceğiz” diye sordu. Korkut “Hakan nasıl yardım ediyorsa öyle” dedi. Mert “Oğlum saçmalama… Biz ne anlarız devletin işinden” dedi. “Gazete okuyor musun?” diye sordu Mert şaşkın şaşkın “Eee… Okuyorum” dedi. Korkut önünde ki gazeteyi çekti karıştırmaya başladı “Sadece arka sayfayı okumakla olmuyor işte” dedi. Orta sayfalara doğru Gündem başlığını buldu. İç meseleler ve dış meselelerle ilgili bir çok haber vardı. Korkut sayfayı gösteri “Ben işi çözdüm… Bunları her gün düzenli olarak okuyan ve azıcık mantığa sahip olan herkes bu işlerin uzmanı olabilir” Emre’nin aklıysa çok başka yerdeydi. Kendi zarfında yazanları düşünüyordu. Hiçbir şekilde anlam veremiyordu. Kendi kendine “O zaman Cemre’nin benimle ne işi var” diye sordu. Sonra Mehmet’in söyledikleri aklına geldi. Evet Cemre ona gerçekten aşıktı. Diğer zarflarda ne yazdığını da çok merak ediyordu. Ama hiç birini sormaya cesaret edemiyordu. Sadece Korkut’un zarfını tahmin edebiliyordu. Dönüp “Senin zarfında ne yazıyordu” diye sordu. Korkut kendinden emin “Birazdan öğrenirsiniz nasıl olsa” dedi…

Hakim önünde ki notları inceledi. “Mahkeme kararı açıklamak için duruşmaya 15 dakika ara vermiştir” dedi. Hakimler ve Savcı içeride ki odaya görüşmeye girdiler. Serdar “Ne diyorsun kardeş” dedi. Mehmet umursamaz bir sesle askerin getirdiği çayı alırken “Göreceğiz” dedi. Hakan “Usta var mı yırtarımız?” diye sordu. Serdar’ın canı sıkkındı “Müebbet… Yırtarımız en az 30 sene” dedi. Mehmet’in ilk kez yüzü asıldı. Hakan henüz çok gençti. Döndü “Hakan… Çok umutlanma” dedi. Elinde ki çay bardağını kenara bıraktı. Hakan “Abi umut olmadan insan yaşar mı?” diye mırıldandı. Sesinde tedirginlik vardı ama bu tedirginlik pişmanlıktan kaynaklanmıyordu. Mehmet “Ne diyeyim şimdi sana. 15 dakikalık umuda mı ihtiyacın var… Müebbet yiyeceğiz” dedi. Serdar derin bir of çekti. Ellerini kafasının arkasında birleştirdi. Geriye yaslandı. “Ben yoruldum. İçeri bir girelim paso yatacağım” dedi. Mehmet Serdar’a baktı. “Sen mi?” diye güldü. Serdar “Ne yapayım kardeş. Alacağız rölantiye geçecek yıllar… Başka ne yapalım” dedi. Elleri arkasında gözlerini tavana dikmiş düşünceli görünüyordu. Mehmet “Aslında yapılacak belli” dedi. “3 tane yetimiz. Bu memleketin yetimleri böyleyse varın gerisini siz düşünün. Alacaksın çocukluktan bir güzel yetiştireceksin. Ama bizim gibi değil. Mendil satma gel vatan kurtar değil. Sevmeyi öğreterek, sevilmeyi öğreterek” Hakan en sonunda “Abi ben sana umut diyorum, sen garibana umut olmaya kalkıyorsun” diye söylendi. Mehmet Hakan’a döndü. “Ben diyorum ki Hakan, biz beceremezsek bizden sonrakiler, o da olmazsa onlardan sonrakiler ama muhakkak bu dünyayı biz yöneteceğiz…” O sırada Hakimler ve Savcılar odadan çıkarak yerlerine oturdular. Hakim önünde ki dosyayı açtı. “Gereği düşünüldü” dedi. Mehmet, Serdar ve Hakan ayağa kalktılar Hakim “Sanıklar Mehmet Cangül, Serdar Devrim, Hakan Siler… Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla ayrı ayrı cezalandırılmalarına…” diye önünde ki kağıdı okumaya başladı. Mehmet başını önüne eğdi. Yapılacak hiçbir şey yoktu “Vatan Sağolsun” diye mırıldandı. Hakim bu sırada dikkatle Mehmet’i izliyordu. İçeride ki konuşmaları, Mehmet ve Serdar’ın hain mi kahraman mı olduklarının verecekleri tepki sonucunda ortaya çıkacağı yönündeydi. Hakim’in yüzüne belli belirsiz bir gülümseme yerleşti okumaya devam etti “… ancak sanıkların müstear suçları meşru müdafaa altında işledikleri mahkememizce sabit görülerek, sanıklara Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesi uyarınca ceza verilmesine ayrı ayrı yer olmadığına, sanıkların tutuklu bulundukları süre de göz önünde bulundurularak derhal salıverilmelerine ve ilgili makamlara müzekkere yazılmasına karar verilmiştir…

Korkut tüm gücünü topladı. Oturduğu koltuktan kalktı. Üstünü başını düzeltti. Cemre’yle konuşan Yasemin’in yanına doğru sokuldu. “Biraz gelsene benimle” dedi. Yasemin’i arkasına takarak mutfağa doğru yürüdü. Mutfakta baş başa kalmışlardı. Yasemin olanlara anlam veremiyordu. Korkut mutfaktaki masada bir sandalye çekti “Otur” dedi. Yasemin sandalyeye oturdu. Korkut “Kahve içer misin?” diye sordu nazikçe Yasemin’e. Yasemin olanlara hala bir anlam veremiyordu “Eee… İçerim” dedi. Korkut elektrikli su ısıtıcısına su doldurup fişe taktı. Dolaptan çıkardığı bir fincana bir poşet hazır kahve boşaltırken Yasemin’e dönmeden “Hiç bana yalan söyledin mi?” diye sordu. Yasemin net bir sesle “Hayır” dedi. Korkut suyu fincana boşaltırken güldü. “Yalan söylüyorsun” dedi. Küçük bir kaşıkla kahveyi karıştırırken “Hiç… Benim bir şeylerden şüphelendiğimi düşündün mü?” dedi. Fincanı aldı nazikçe Yasemin’in önüne koydu. Yasemin Korkut’tan gözlerini kaçırmak fincanın üzerinde ki desenlerle çok ilgilenmiş gibi görünüyordu. Korkut sürekli gözlerini kaçıran Yasemin’e gözlerini dikerek “Hiç… Beni aldattın mı?” diye sordu. Yasemin bir anda elinde tuttuğu fincanı “Hayır… Asla” diye bağırarak masaya çarptı. Masanın üzerine ve Korkut’un üstüne kahve sıçramıştı. Korkut gülümsedi nazikçe “İç lütfen” dedi. “Sadece bir yudum… Lütfen” Yasemin heyecanını bastırmaya çalışıyordu. Kahvesinden bir yudum aldı. Fincanı bıraktı. Korkut cebinden bir fotoğraf çıkardı. Masanın üzerine koydu. Yasemin’in fazla bilinmeyen yeniyetme züppe bir popçuyla birlikte çekilmiş bir fotoğrafıydı. Gayet samimi görünüyorlardı. Yasemin fotoğrafı görünce hemen “Sadece birkaç günlük bir şeydi” diyerek kendini savundu. Korkut gülümsedi. Cebinden bir fotoğraf daha çıkardı. Yasemin’in önüne bıraktı. Aynı kişiyle çekilmişti. Ama fotoğrafın çekildiği yer Antalya’da ki Adam & Eva oteliydi. Yasemin “Tamam” dedi. “Beni çok etkilemişti… Büyüsüne kapıldım. Ama yemin ediyorum sen benim için hep tek oldun. Seni sadece bir kez aldattım. Ve pişmanlıktan günlerce ağladım.” Korkut yine içtenlikle gülümsedi “Sadece bir kez mi?” dedi. Yasemin Korkut’un inandığını sanmıştı “Sadece bir kez” dedi. Korkut’un gülümsemesi giderek içtenliğini kaybederek acı bir ifadeye büründü. Ayağa kalktı. Elini cebine soktu. Bir deste fotoğraf çıkardı. Neredeyse her fotoğraf başka biriyle çekilmişti. Fotoğrafları tek tek masaya Yasemin’in önüne çarpıyordu. Bütün fotoğrafları Yasemin’in önüne bırakıp arkasını döndü. Tam mutfaktan çıkacakken durdu. Geri döndü. Diğer cebinden bir fotoğraf daha çıkardı. Korkut’un Yasemin’le çekindiği sadece birkaç fotoğraftan biriydi bu. Dolabı açtı. Büyük kesme camdan küllüğü dolaptan aldı. Evde sigara içen pek olmadığı için küllük kullanılmazdı. Küllüğü Yasemin’in önüne koydu. Cebinden bir çakmak çıkardı. Bu çakmak Mehmet’in hediyesiydi. Teslim olmadan önce Mehmet Korkut’a kendi çakmağını hediye etmişti. Dikkatle bakıldığında M+ kabartması görünüyordu. Çakmağın kapağını açtı. Yaktı. Fotoğrafı ucunu tutuşturdu. Yasemin’in önünde ki cam küllüğe bıraktı. Arkasını döndü mutfaktan çıktı gitti. Yasemin’se tamamen yanıp kül olana kadar fotoğrafı dalgın gözlerle izledi…

Mehmet, Serdar ve Hakan duruşma salonundan çıkmış adliye binasının uzun koridorunda yan yana yürüyorlardı. Hiç biri konuşmuyor boş koridorda ayak seslerinden başka bir ses duyulmuyordu. Hakan’ın kafasında tek bir soru vardı. Kızlar onlara neden ihanet etmiş neden polise her şeyi ihbar etmişlerdi. Mehmet’e baktı. Neler yapabileceğini düşündü. Fırtına öncesi sessizlik gibiydi bu. Tek kelime konuşmamış hiçbir şey söylememişti kızlarla ilgili. Hakan Mehmet’te ki bu suskunluğu hayra yoramadı. Biraz da tedirginlikle sordu “Abi bu artık Hepsi kızlarıyla son mu diyorsun?” Mehmet’in aklına o an ünlü bir dizinin çok bilindik bir repliği gelmişti. Vatan haini olarak girdikleri mahkemeden kahraman olarak çıkıyorlarken “Nasıl da şu anki duruma uyuyor” diye düşündü. Yürümeye devam ederken gülümsedi “Sonunu düşünen kahraman olamaz” dedi…


Özel Teşekkür: Her bölümümüzün yazım sürecinde bize destek olan, olumlu olumsuz her tür yorumlarını bizden esirgemeyen GulciNz ve HsEePnSaİ’ya ve…

Hepsi 1+2’yi
Var Eden
Kadirşinas Okuyucularımıza
Teşekkür Ederiz

dreamlive
Küçük gönderi resmiTarih: Perşembe, Ekim 2, 2008 11:28 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Üye Üye
Mesajlar: 236
Bölümlerde emeği geçen herkese teşekkürler. Wink
Yine çok güzel bir bölüm olmuş... Smile

eroSeda
Küçük gönderi resmiTarih: Perşembe, Ekim 2, 2008 12:05 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Kıdemli Üye Kıdemli Üye
Mesajlar: 1093
Çok güzel bir final oldu.Hem Hepsi1 bitti hem de Hepsi1+2. Crying or Very sad Ne yapacağız biz şimdi?Filmi beklemekten başka çare yok...

nazrinhepsi
Küçük gönderi resmiTarih: Perşembe, Ekim 2, 2008 12:09 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Kıdemli Üye Kıdemli Üye
Mesajlar: 1184 Nerden: Yurt Dışı
ayy final gelmiş. Laughing
hemen okumaya başlayayım.ama eminimki süper olmuşdur.
şimdiden eline sağlık Mayko Wink

fato61
Küçük gönderi resmiTarih: Perşembe, Ekim 2, 2008 13:29 - Mesaj konusu: Hepsi Bir + İki
Kıdemli Üye Kıdemli Üye
Mesajlar: 1220
Çok güzel olmuş Seda evet filmi beklemekten başka çaremiz yok... Rolling Eyes

hepsicemrebuse
Küçük gönderi resmiTarih: Cuma, Ekim 3, 2008 08:57 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Takımdan Takımdan
Mesajlar: 4559 Nerden: İzmir
Ya iyi de bu final final gibi olmamış ki yaaa Laughing
Yine herşey askıda kalmış... Sad

Çok kocaman teşekkürler Mehmet...
Herşey için Wink

mayko
Küçük gönderi resmiTarih: Cuma, Ekim 3, 2008 15:20 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Takımdan Takımdan
Mesajlar: 1794 Nerden: Bursa
Hepsi Tehlike'yi yazarsak hepsini çözeriz sen merak etme Wink

hepsicemrebuse
Küçük gönderi resmiTarih: Cuma, Ekim 3, 2008 17:13 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Takımdan Takımdan
Mesajlar: 4559 Nerden: İzmir
Çözülecekse onu da yazın Razz Laughing

freeb
Küçük gönderi resmiTarih: Cuma, Ekim 3, 2008 18:55 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Takımdan Takımdan
Mesajlar: 1703 Nerden: Düzce
Merak etme Buse çözülecek hemde öyle bir çözülecek ki eğer bölümleri okuyorsanız bazı şeylerin epey farkına varacaksınız...

ilkaycemre21
Küçük gönderi resmiTarih: Cumartesi, Ekim 4, 2008 13:02 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Kıdemli Üye Kıdemli Üye
Mesajlar: 1599 Nerden: Ankara
Tüm bölümleri tekrar tekrar okudum! Razz
Gözlerim ağrıdı ama değer! Smile

efsanekral696
Küçük gönderi resmiTarih: Cumartesi, Ekim 4, 2008 13:52 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Takımdan Takımdan
Mesajlar: 1810 Nerden: Sivas
Süpersiniz arkadaşlar! Hâlâ bitmedi ama yorumumu yapayım.. Her zamanki gibi harikalar oluşmuş.. Diğer diziyi heyecanla bekliyoruz! Smile
Sondaki cümleyi tekrarlayayım ben de ::: Sonunu düşünen kahraman olamaz! Smile

berkanyoshy
Küçük gönderi resmiTarih: Cumartesi, Ekim 4, 2008 14:16 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Takımdan Takımdan
Mesajlar: 1985 Nerden: İstanbul
Helal olsun be. Final çok güzel olmuş. Wink Wink

mayko
Küçük gönderi resmiTarih: Cumartesi, Ekim 4, 2008 14:28 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Takımdan Takımdan
Mesajlar: 1794 Nerden: Bursa
Hepsi Tehlike fragmanımızı hazırladık arkadaşlar. Yakında tanıtım fragmanımızı yayınlayacağız Wink

freeb
Küçük gönderi resmiTarih: Cumartesi, Ekim 4, 2008 17:38 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki
Takımdan Takımdan
Mesajlar: 1703 Nerden: Düzce
Arkadaşlar yeni bölümlerimizi Hepsi Tehlike başlığı altında yayınlayacağımızdan dolayı bu başlığı kilitliyorum. Değerli yorumlarınızı Hepsi Tehlike başlığı altında bekliyoruz...

Mesajları göster:  

Tüm zamanlar GMT +2 Saat
10. sayfa (Toplam 10 sayfa)
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10
Yeni Başlık GönderMesaja yanıt verme resmi