| Yazar |
Mesaj |
| < |
| mayko |
Tarih: Cumartesi, Eylül 20, 2008 15:40 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1794
Nerden: Bursa
|
Teşekkürler arkadaşlar yorumlarınızı okudukça mutlu oluyoruz. Hele Ö.M ile bize soru soranlar bizi nasıl sevindiriyor anlatamam... 26. bölüm gelecek arkadaşlar. 26. bölümde artık bazı şeyler yavaş yavaş bir noktaya bağlanmaya başlayacak. 27. bölümde ise Final yapacağız... Final bölümünün çalışmalarına 2 hafta önce başladık. Sizi son derece zevkli ve heyecanlı bir final bölümü bekliyor  |
|
|
|
|
| fato61 |
Tarih: Cumartesi, Eylül 20, 2008 17:24 - Mesaj konusu: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 1220
|
Ayy şimdi çok heyecanlandım acaba nasıl bitecek  |
|
|
|
|
| efsanekral696 |
Tarih: Cumartesi, Eylül 20, 2008 21:56 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1810
Nerden: Sivas
|
Final, mutlu son mu yoksa hüzün mü ? Inşallah güzel bir sonla ekranlara veda eder !  |
|
|
|
|
| GulciNz |
Tarih: Cumartesi, Eylül 20, 2008 23:36 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 3363
Nerden: Aydın
|
Final... Nasıl bitiyor, söylesem mi, söylemesem mi? Ama şunu söyleyeyim, finalin o şekilde olacağını hiç beklemiyordum Sabredin, az kaldı  |
|
|
|
|
| mayko |
Tarih: Çarşamba, Eylül 24, 2008 17:25 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1794
Nerden: Bursa
|
Bölüm:26 / Hepsi Bir + İki
'Son Adım...'
Mehmet limana inince Korkut’u aradı. Ağaç evi hazırlamasını istedi. Korkut’a evin anahtarlarının yerini söyledi. Korkut büyük bir hevesle Mehmet’in söylediklerini dinledi... Zaten limana yakın oldukları için bu işi yapması uzun sürmeyecekti. Yasemin ve Eren hızla telefonu kapar kapamaz ayağa fırlayan Korkut'a “Nereye?” diye sordular. Korkut “İşim var” deyip kestirip attı.. Yasemin Korkut’ta ki değişimin neyden kaynaklandığını bir türlü çözemiyordu. Bir gecede kendisi için ölmeye hazır âşık çocuk gitmiş yerine onu hiç umursamayan agresif biri gelmişti. Durdu düşündü… Korkut’un kendisinden şüphelendiğini zaten biliyordu. Sevgililerinden biri ile dolaşırken Korkut’a yakalanmış olma ihtimalini düşündü. Olamaz dedi içinden. Gözleri daldı sonra boşluğa bakakaldı. Düşünceleri ışık hızında çalışıyordu. O anda aklına çılgınca bir fikir geldi. Bir an bu fikre kendisi de şaşırdı. Kendi kendine “Mehmet Korkut’a her şeyi anlatmış olamaz” dedi. Ancak kendisi de biliyordu ki başka bir ihtimal yoktu. Sonra “İyi de neden?” diye düşündü. “Ne çıkarı var?” Mehmet’in bunu söylemek için geçerli bir sebebi yoktu. Mehmet Korkut’u zaten sevmezdi. Ama tabii ki sadece Yasemin öyle sanıyordu…
---
Yasemin, Korkut ve Eren Konuşurlar iken..
---
Gülçin annesini özlemişti. Solo albüm konusunda fikirlerine ihtiyacı vardı. Her ne kadar annesiyle pek geçinemese de onun her zaman yanında olduğunu biliyordu. Ayser kuralcı bir kadındı. Aşırı disiplinliydi. Gülçin’se bu kadar disiplini çoğu zaman kaldıramaz isyan ederdi. Ancak bütün bu isyanların altındaysa içten içe annesinin onun iyiliğini istediğini bilirdi. Evine gidip zile bastığında Ayser kapıda Gülçin’i görünce epey şaşırdı. Gülçin’in yüzünde ki ifadeden yine bir şeyler karıştırdığını, kafasının karmakarışık olduğunu anlamıştı. Artık kızını çözmüştü Ayser. Tek bir mimiğinden sesinin titreşiminden yalan mı doğru mu söylediğini anlayabiliyordu. Gülçin içeri geçmiş en sevdiği puf koltuğa gömülmüştü. Ayser mutfağa geçip iki fincan kahve hazırladı. Gülçin’in eline tutuşturdu. O da karşısında ki tekli koltuğa oturdu. “Eee” dedi. Gülçin büyük bir sıkıntıyla tüm olan biteni anlattı. Mert’in teklifini, kızların durumunu, Mehmet ve Serdar’ı… Ayser kızına laf çarpıtmak için daha iyi bir fırsat bulamazdı. Kayıtsızca omuzlarını silkti “Fisun’a koşsaydın gene. O söylerdi ne yapacağını sana” dedi. Kızının kendisinden çok kız kardeşine dertlerini açması ona epey dokunuyordu. Gülçin “Off anne yaa” dedi çocukluğundan beri ne zaman annesine kızsa yaptığı şeyi yaptı. Yanaklarını şişirip kollarını önünde bağladı, gözlerini tavana dikti. Ama anne yüreği daha fazla dayanamadı kızının sıkıntıda olmasına. Kalktı yanına oturdu “Bak” dedi. “İster grupta kal, ister solo albüm çıkar, ister şu dakika gruptan ayrıl ve yine benim küçük kızım ol… Sen bilirsin… Senin kararın… Ama ne yaparsan yap kendini hiçbirine ezdirme. Hiç birinin seni kullanmasına izin verme…” Gülçin şaşkın şaşkın baktı. Annesine pek bir şey anlatmazdı. Ama görünüşe göre annesi ona ne kadar uzak görünse de gözleri sürekli üzerindeydi. “Yani… Yasemin ve Cemre’yi kastediyorsun?” diye sordu. Ayser Gülçin’in isim vermesinden rahatsız olmuştu. “Kimseyi özellikle kastetmiyorum” dedi. “Bu Yasemin olabilir Cemre olabilir bahsettiğin şu avukat çocuk ve onun ortağı olabilir hatta Mert bile olabilir… Önemli olan isimler değil. Sen benim kızımsın... Ve Ayser’in kızını hiç kimse ezemez…” Gülçin’in zaten karışık olan aklı iyice allak bullak olmuştu. Annesinin evinden ayrıldıktan sonra bir de en güvendiği kişiye fikrini sormak istedi. Artık o onun için bir fan değil sıkı bir dosttu. Cep telefonunu çıkardı. Rehberi açtı. D harfinin üzerine geldi…
---
Mehmet avukatlık bürosunun kapısından girdi. Asansörlerden nefret etse de merdivenlerden çıkacak gücü kendinde bulamadı.
Mehmet'in avukatlık bürosundan bir görünüm..
Asansöre binip 17. katın düğmesine bastı. Asansör kata gelince kapıları açıldı. Yorgun ama keyifli bir ıslık tutturarak ofisin kapısına doğru yürüdü. Kapıya uzandı açtı. İçerisi karanlıktı. Adımını attı. Tam o sırada kafasına bir silah dayandı. Birkaç saniye sonra bir el ışıkları açtı. Mehmet gözünün ucuyla silahı doğrultan ele baktığında şaşkınlıktan kala kaldı. Serdar ayağa kalkmış hastaneden çıkmış elinde uzun altın kaplama saplı bir bastona dayanmış sırıtarak Mehmet’e bakıyordu. “Yaa bende aynı tongaya düştüm” dedi gülerek silahı tekrar beline koydu. Mehmet tüm gücüyle Serdar’a sarıldı. İki kardeşten de öteydi onların sevgileri. “O Üzeyir’i nasıl geberttiğini burada dinlemek istedim” dedi. Mehmet her şeyi bir bir anlattı. Sonra durdu aklına bir soru gelmişti “Hakan’la tanıştınız mı siz?” dedi. Serdar “Ohoo” dedi “Operasyona bile çıktık… Haber verdim o da geliyor” Mehmet o anda Hakan’a haber vermeyi tamamen unuttuğunu hatırladı. Bir an Serdar ya ölseydi diye düşündü. Mehmet ve Serdar ikisi bir bütündü. Biri olmadan diğeri uzun süre hayatta kalamazdı. O sırada kapı açıldı. Hakan hem neşeli hem heyecanlı bir sesle “Usta helikopter hazır” dedi. Mehmet “Ne helikopteri?” diye sordu. Serdar koltuğunda geriye yaslandı. Ağrıyan dizini öne doğru uzattı. “Kardeş, sen yatağa düştüm diye mezara düştüm sanmışsın. Bütün gün yat yat canım sıkıldı… E bende bir plan yaptım. Konsorsiyum’u kökten temizleyeceğiz” dedi. Mehmet’in kararsız bakışları üzerine Hakan “Abi her detay ince ince hesaplandı” dedi. “Usta ne dediyse ne istediyse araştırdık buldum” Sonra elinde taşıdığı büyük mühendis çantasını yere koydu. İçinden kat kat metrelerce büyüklükte bir kağıt çıkardı. Mehmet’in devasa masasının üzerine yaydı. Mehmet’te kağıdı inceliyordu. Konsorsiyum’un toplantı yaptığı binanın projesiydi bu. Hakan anlatmaya başladı “Abi binanın güvenliği çok sağlam. Tam bir kale… İçeri değil ateşli, sapan bile sokamayız. Girişlerde çıkışlarda duvarların içine gömülmüş gizli X-Ray cihazları var. Bu cihazlar 24 saat açık ve gözetim altında. Yani buluşmadan önce bina boşken de içeri silah sokmamız imkansız… Ayrıca bir baskın ihtimaline karşın toplantı salonunda 3 gizli geçit var. Bunlardan birini sadece Kont biliyor. Diğer ikisi tüm konsorsiyum üyelerine açık. Tabii ki bu gizli geçitlerde de X-Ray cihazları var. Salonun üç tarafı yekpare taş duvar… Duvarın kalınlığı burada 12 santim yazıyor ama bu gerçek kalınlık olamaz. Kompresör delemiyor var sen hesap et… Ama dediğim gibi bina tam bir kale ve her kale de olduğu gibi bir zayıf noktası var” Mehmet projede en ince çizgilerin çizili olduğu kısıma baktı. Salonun 3 tarafı duvar 1 tarafıysa tek parça camdı. “Cam duvar” dedi Mehmet. Hakan onaylayarak kafasını salladı. “Tabii ki camlar kurşun geçirmez özel bir fiber dokuyla kaplı. Camlar kimyasal silah dahil olmak üzere her tür patlayıcıya karşıda zırhlı…” Mehmet’in içi daralmıştı. Bina gerçekten bir kaleydi “Ee helikopter diyordunuz… Helikopterden içeri ateş edemeyiz o zaman” Serdar bastonuna dayanarak kendini kaldırdı. “Yaa” dedi “Kardeşin onu da hesapladı. Kurşun geçirmez çelik yelekler nasıl bıçak darbelerine etkisiz kalıyorsa bu camlarda öyle… Eski mantık. Bir elmas parçasıyla içeri gireceksin. Bina boşken kurşun geçirmez camı bu elmas parçasıyla çizeceksin. Böylece bütün zırhı yok olmuş olacak…
Yasemin planına Cemre ve Eren’i de ortak etmeye karar vermişti. Eren Serdar için ne kadar ağladığını düşünüp ondan intikam alma fırsatını kaçırmadı. Cemre’yse zaten Yasemin’in her dediğine “He” demeyi adet haline getirmişti. Sadece Gülçin’in bu plandan haberi yoktu…
Mehmet hemen Hakan’ın ayarladığı elması cebine atarak binanın yolunu tuttu. 2 gizli çıkışın yerini zaten kendisi biliyordu. Bu gizli kapıların arkasına birer tahta parçası yerleştirip kapadı. Mesele 3. çıkışı bulmaktı. Kont’un büyük beyaz koltuğuna oturup düşünmeye başladı. Uzun uzun düşündü. Etrafa baktı. En sonunda ayağa fırladı. Koltuğun minderlerini kaldırdı. İnce bir tahta parçası vardı. Tahtayı da kaldırdığında karanlık sonu gözükmeyen bir insan genişliğinde dar bir boşluk ortaya çıktı. Sadece küçük bir merdiven vardı. Mehmet merdiveni yerinden sökerek aşağı bıraktı. Bıraktığı andan ses gelene kadar geçen süreyi değerlendirdiğinde boşluğun en azından 35-40 metrelik olduğuna kanaat getirdi. Merdivensiz buradan inmek imkansızdı. Son olarak cebinden elması çıkardı. Cama boydan boya bir çizik attı. Çizik görünmese de cam incelmiş çatlamıştı. Emin olabilmek için birkaç yerine daha çizik atıp telefonunu çıkardı. Kont’u arayıp acilen toplantı istedi…
Eren her ne kadar böylesine büyük bir intikam planı düşünmese de Yasemin ve Cemre’ye hayır diyemedi. Çünkü bu intikam Mehmet’in de Serdar’ın da sonu olabilirdi. Ancak hepsinden önce yapmaları gereken son bir şey daha vardı. Yasemin Cemre ve Eren arabaya bindiler. Emniyet Müdürlüğüne doğru yola çıktılar.
Bütün konsorsiyum her zaman ki yerde buluşmuştu. Tek eksik Üzeyir Sarih’ti. Kont birkaç dakika bekledi. 20 yıldır Üzeyir’in hiç geç kaldığını görmemişti. En sonunda toplantıyı açtı. Mehmet koltuğunda arkasına yaslandı “Üzeyir Sarih öldü. Ben öldürdüm” dedi en ciddi sesiyle. Kont “Neden?” diye sordu. Yüzünde son anlarını yaşayan biriyle konuşmanın ciddiyeti vardı. Mehmet omuzlarını silkti umursamazca “Hiç… Hareketlerine gıcık oluyordum” dedi. Daha sonra ayağa kalktı “Beni yaşatmayacağınızı biliyorum. Sizden ricam sevdiklerimle vedalaşmam için 24 saat verin” Kont gözlerini kıstı “24 saatin yok. Bu sabahı göremeyeceksin git kiminle istiyorsan vedalaş” dedi. Mehmet saygıyla kapıyı açtı. Selam vererek kapıyı kapadı. Cebinden çıkardığı bir kelepçeyi kapının kollarına taktı. Neşeyle aşağıya indi. Konsorsiyum’da herkes öfkeyle birbirine bakıyor son durumu tartışıyorlardı. Kont Salih Bir’e dönerek “Mehmet’i yok et. Bu sabahı görmesin” dedi. Salih Bir sadece başıyla görevi kabul ettiğini belirtti. O sırada camlar ve avizeler titremeye başladı. Bir helikopter büyük salonun boydan boya camdan oluşan duvarına yaklaşmıştı. Herkes hemen kendisine en yakın gizli çıkışa doğru yöneldi. Hiç biri acele etmiyordu. Camlar kurşun geçirmezdi nasıl olsa. Kont bile kendine özel yerden kaçmayı düşünmüyordu. Helikopter’in içinde bir makineli tüfek yerleştirilmişti. Serdar helikopteri yönetiyordu… Hakan helikopterin içinde ki büyük tüfekle nişan aldı bütün salonu taramaya başladı. Kapıyı Mehmet çıkarken arkasından kelepçelemiş bulunduğundan açılmıyordu. Birkaç dakika süren ateş sonucunda Kont dışında herkes bir yerlerde yatıyordu. Hakan son olarak Kont’a ateş etmeye başladı. Kont koltuğunun arkasına saklanmıştı. Kurşunlar ona isabet etmiyordu. Bir eliyle koltuğun minderlerini kaldırıp fırlattı. Tahta levhayı ittirdi. Merdiven’e bakmadan kendini bir anda 45 metreden aşağıya saldı. Tutunacak bir şeyin olmadığını fark ettiğindeyse artık çok geçti. Büyük odadan geriye kalan tek şey toz ve beton yığınlarının altında konsorsiyum üyelerinin ölü bedenleriydi…
Yasemin Cemre ve Eren İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün kapısından içeri girdiler. Müdürün kapısını çaldılar. İçeri girdiler. Emniyet Müdürü karşısında ki ünlüleri görünce şaşırmıştı. Ayağa kalktı hepsiyle tokalaştı. Karşısına oturttu. “Buyurun” dedi. Yasemin oturmadı onun yerine en ciddi görünüşünü takınarak “İfade vermek istiyoruz. Avukat Mehmet Cangül ve ortağı Serdar Devrim’in işledikleri suçlar hakkında…”
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Girişinden Bir Görünüm...
---
Mehmet Serdar’ın bahçeye indirdiği helikoptere bindi. Hakan’a da Serdar’a da sıkıca sarıldı. Kısa sürede büronun çatısına iniş yaptılar. Hemen ofise geçtiler. Kaybedecek tek bir anları bile yoktu. Mehmet içeri girer girmez dolabı açtı içinde ki büyük ağır kasanın mekanik şifresini girdi ve açtı, içinde ki ufak kasayı çıkardı. Dijital panelinden onun da şifresini girdi. Kripteksi çıkardı son olarak onun da özenle şifresini girdi içinde ki dosyayı dikkatle çıkardı. Dosyayı uzun uzun inceledi. Daha sonra çekmecesini açıp büyük bir zarf, bir kağıt ve bir dolma kalem çıkardı. Kağıdın üzerine Hakan’ın şaşkın Serdar’ınsa dalgın bakışları altında şu kısa mektubu yazdı:
“M.İ.T. Müsteşarlığı Daire Başkanına;
Başkanlığınıza bağlı birer üst düzey devlet ajanı olarak hizmet verdiğimiz süreçte gizliliğimizi tamamen korumuş olmamıza rağmen, daha fazla bu gizliliği koruyarak hizmet veremeyeceğimizi anlamış ve açığa çıkmak pahasına görevimizi nihayete erdirmiş bulunmaktayız. Bize verilen son görev olan Konsorsiyum Operasyonu başarıyla tamamlanmıştır. Ancak bu operasyon sonucunda şahsım Mehmet Cangül ve ortağım Serdar Devrim kendimizi deşifre ettirmiş bulunmaktayız. Bilginize arz olunur.
Ayrıca ekteki dosyada devletin güvenliği ve bekası için son derece önemli bazı bilgi ve belgeler bulunmaktadır. Açığa çıktığımızdan dolayı bu dosyanın güvenliği ve gizliği tehdit altına girmiştir. Dosyanın güvenliğinin sağlanmasını, güvenliğinin tehlikeye girmesi durumundaysa derhal imha edilmesi için şahsınıza gönderiyorum.”
Kağıdı katladı, zarfın içine koydu. Masasında ki Türk Bayrağı’nı metal tabakasından çıkardı. Öptü ve dosyanın arasına koydu. Dosyayı dikkatle zarfın içine yerleştirdi. Zarfın üzerine yapıştırdığı etikete “Gönderen” kısmına kendi ismini yazdı. Gönderilen adres kısmına ise “Milli İstihbarat Teşkilatı Müdürlüğü Müsteşarı” yazdı. Çekmeceden ince uzun bir mühür çıkardı. Çakmağıyla mührü eritip zarfın üzerine damlattı. Çakmağı kapadı. Bir an için üzerinde ki kabartmaya baktı. Dikkatle bakıldığında bu kabartmanın büyük bir M harfini ve yanında bir + işaretini andırdığı görülüyordu. Çakmağın kabartmalı yüzünü erimiş mühüre bastırdı. Çakmağı mühürden kaldırdığında eriyen mühürün üstünde üzeri işlemeli bir M+ işareti çıkmıştı. Bu İstihbarat Teşkilatı’nın gizli ajanlarının özel mühürleriydi. Birbirleriyle haberleşmelerinde bu mührü kullanıyorlardı. Bu mühür kimisinde bir kalemin üzerinde kimisinde bir çakının kimisinde basit bir bozuk paranın Mehmet ve Serdar’da ise çakmağın üzerindeydi. M+ ise en üst düzey ajanları temsil ediyordu. Zarf’ı postaya verdi. Daha sonra’da zamanında kızları sakladıkları ağaç eve doğru yola çıktılar. Çünkü kızlar şahit oldukları olayları bir bir polise anlatmışlardı. Mehmet, Hakan ve Serdar polis tarafından arandıklarını biliyorlardı…
Copyright 2008
Devrem® & Freeb® & Mayko®
Tüm hakları saklıdır. |
|
|
|
|
| efsanekral696 |
Tarih: Çarşamba, Eylül 24, 2008 18:04 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1810
Nerden: Sivas
|
Final değildi bu değil mi?  |
|
|
|
|
| berkanyoshy |
Tarih: Çarşamba, Eylül 24, 2008 18:20 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1985
Nerden: İstanbul
|
Süper olmuş beyler..!!  |
|
|
|
|
| cemreandyakkin |
Tarih: Çarşamba, Eylül 24, 2008 20:04 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 906
Nerden: Kütahya
|
Harika olmuş elinize sağlık  |
|
|
|
|
| cemrealbina |
Tarih: Çarşamba, Eylül 24, 2008 20:11 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Kıdemli Üye

Mesajlar: 1140
Nerden: Ankara
|
tek kelimeyle muhteşem!! ellerinize sağlık.hepinize sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum  |
|
|
|
|
| mayko |
Tarih: Çarşamba, Eylül 24, 2008 20:18 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1794
Nerden: Bursa
|
Hayır ama Final'den önceki son bölümdü  |
|
|
|
|
| berkanyoshy |
Tarih: Çarşamba, Eylül 24, 2008 20:20 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1985
Nerden: İstanbul
|
Mehmet büronu hangi program ile tasarladın?  |
|
|
|
|
| dreamlive |
Tarih: Çarşamba, Eylül 24, 2008 20:55 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Üye

Mesajlar: 236
|
Yazı ve içerik olarak harika olmuş, mayko tebrikler...  |
|
|
|
|
| mayko |
Tarih: Çarşamba, Eylül 24, 2008 21:00 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 1794
Nerden: Bursa
|
Berkan hocam o iş Serdar'ın... Resimlendirmeleri Serdar yaptı
Teşekkürler dreamlive ama bölüm bir tek bana ait değil... Benim, Serdar (Devrem) ve Özgür'ün (Freeb) ortak olarak verdiğimiz bir emeğin sonucu  |
|
|
|
|
| GulciNz |
Tarih: Çarşamba, Eylül 24, 2008 22:43 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 3363
Nerden: Aydın
|
Yine hayran kaldım nasıl iştir bu yaa Finale bir kala  |
|
|
|
|
| burak02 |
Tarih: Perşembe, Eylül 25, 2008 10:28 - Mesaj konusu: Cevap: Hepsi Bir + İki |
|
|
Takımdan

Mesajlar: 2477
Nerden: Ankara
|
Çok profesyonelce..  |
|
|
|
|
|
|